NEW
Font size
Worksheetsparagraf
Total questions: 16
Worksheet time: 23mins
(I) Bir gün ülkemiz adına gezegenleri dolaşan bir uzay aracımız olduğunu ve bilinmeyen güçler tarafından kaçırıldığını düşünelim. (II) İşte şu an incelediğim kitap, bir bilim kurgu romanı olmasının yanında aslında ilk gençlik dönemindeki gençlere macera tadında sunulan bir bilim kitabı. (III) 10 yaşın üstündeki çocukları ve gençleri meraklandırmak, ilgilerini bilime, bilgiye çekmek için yazılan kitap; üslubu, bakış açısı ve türü ile bu alandaki eksikliği kapatacak türden. (IV) Kitap, okurlarına heyecanlı bir maceranın yanı sıra uzay ve gezegenler hakkında hem doyurucu hem de ufuk açıcı bir kurgu sunuyor. (V) Salt bir maceradan oluşmayan kitapta, gençler bahsedilen gezegenler hakkında temel bilgileri de öğrenebiliyorlar. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde “varsayım” anlamı vardır?
I
II
III
IV
V
Aşağıdaki dizelerin hangisinde “özlem” anlamı vardır?
Bende hiç tükenmez bir hayat vardı Kırlara yayılan ilkbahar gibi
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız Yaprakla yağmurun aşkı mesela
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Bu yürek seni seveceğini biliyordu herhâlde Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
(I) Tanpınar’ın günlüklerinden ve mektuplarından takip edildiği kadarıyla kendinden memnuniyetsizlik, yılgınlık, yorgunluk, pişmanlık bilhassa ömrünün son yıllarında onun mizacının gittikçe belirginleşen yanlarıdır. (II) Entelektüel kimliği bakımından hiçbir zaman kendini bir yere ait hissetmemiş bulunan Tanpınar, söz konusu mektubunda da “yersizlikten” şikâyet etmektedir. (III) Hayatını sürekli gözden geçiren, kendisiyle daima hesaplaşan, içinde bulunduğu şartlardan hep şikâyet eden Beş Şehir yazarı, kabahatin geçmişte yaptığı ama bir türlü bulamadığı bir hatada olduğuna inanmaktadır. (IV) Kendisini hiçbir yere ait hissetmemekte, hep kapının önünde, eşikte biri gibi yaşamaktadır. (V) Aslında edebî metinlerinin birçoğunda karşımıza çıkan bu hâl, Tanpınar mizacının yaratıcılığa açılan kapısıdır.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde “gerçekte olmadığı hâlde öyle zannedilen bir durum”dan söz edilmektedir?
I
II
III
IV
V
Refik Halit Karay’ın “Deli” isimli eserinde yer alan “Ankara” başlıklı deneme, modern edebiyatımızda şehirler üzerine yazılmış ilk önemli yazı olmasının yanı sıra öncü bir şehir yazısı olması bakımından da dikkate değerdir.
Bu cümleden aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Refik Halit Karay deneme türündeki yazılarıyla ün kazanmış bir sanatçıdır.
Şehirler üzerine eski edebiyatımızda pek çok eser kaleme alınmıştır.
Refik Halit’in “Deli” isimli eseri deneme türündedir.
Refik Halit’in “Ankara” başlıklı denemesi edebiyatımızda ilham kaynağı olmuştur.
Refik Halit’in, “Ankara” dışında farklı şehirler için yazdığı denemeleri de vardır.
(I) Coğrafya derslerinin sıkıcılığının aksine, uzak diyarları ve yepyeni kültürleri tanımak, dünyanın en kıymetli keşfidir. (II) Şansımız varsa gidip oraları doğrudan görme fırsatımız olur. (III) Ama kitaplar çoğu kez sadık bir dost misali ilk elden yardıma koşar. (IV) Bizim daha yola çıkacak kadar büyümediğimiz zamanlarda veya yetişkin olmuş hâlimizle görme fırsatı bulamadığımız yerlere ışınlayıverir bizi bir çırpıda. (V) Yeni yerler göremedim diye üzülüyorsanız hemen bir kitap alarak keşfetmeye başlayabilirsiniz.
Bu parçada numaralanmış cümlelerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
I. cümlede karşılaştırma yapılmıştır.
II. cümlede koşul anlamı vardır.
III. cümlede benzetmeden yararlanılmıştır.
IV. cümlede varsayım anlamı söz konusudur.
V. cümlede bir öneride bulunulmuştur.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde olumsuz bir eleştiri yapılmıştır?
“Üşümüş Kuşlar”, nereye giderse gitsin kendi kafesini, yaralarını yanında taşıyan insanın mutsuzluğunu ve çıkmazlarını iki kişinin ilk bakışta çok öznel görünen ilişkisi üzerinden dizelere döküyor.
Kitabın bütününe yayılan aşk şiirleri, insanın kendi yalnızlığı kadar başkalarının yalnızlığından da beslenen kederli bir ışığın eşliğinde siyasal çatışmaları, şairin bölünmüş ülkesinin acılarını dile getiriyor.
Okurun imgeleminde tamamlanabilecek yarım bırakılmış küçük hikâyelerden oluşan kitap, dayatılmış ve kabullenilmiş her türlü tutsaklık biçimine karşı masumiyet, arınma, direnç ve özgürleşme tutkusuna kanat verme çabasında.
Çağdaş şiirimizde bir klasik olan dünya şairi Nazım Hikmet’in kaynak metinler temelinde yeniden gözden geçirilerek yayımlanan şiirleri, Delta Dizisi’yle şimdi yeniden okurlarıyla buluşuyor.
Yaşar Günaçgün, kendisini beğeni ile yakından takip edenlerin pek çok kez izleyip tanık oldukları gibi, sevdiği şairin kitabına en gözde şarkılarının kliplerinde birçok kere başrolü verecek kadar popülist ve sıradan bir yaklaşıma sahiptir.
(I) Osmanlılar öyle nazif, öyle düşünceli bir medeniyetti ki iftar saatlerinde evlerin sokak kapısı açık kalır, evlere misafir olarak gelenlerin iftar yapmalarına vesile olunurdu. (II) Yemekler yenir, leziz Osmanlı şerbetleri içilir ve en sonunda ev sahibi, misafire bir kese içerisinde “diş kirası” denilen bir miktar para verirdi. (III) İlk olarak Fatih zamanında Sadrazam Mahmut Paşa tarafından başlatılan bu gelenek asırlar boyunca devam etmiştir. (IV) Bu güzel âdetin anlamı ise “Evimize geldin, soframızı bereketlendirerek yemeklerimizden yedin ve bize sevap kazandırdın.” demekti. (V) Ancak bunun yanında aslolan ise bu kutsal ayda fakirlere yardım edip onları biraz olsun sevindirmekti.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi kişisel yorum içermemektedir?
I
II
III
IV
V
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde dolaylı anlatıma örnek yoktur?
Bizim de söyleyeceklerimiz vardı bahara yaza, derken acaba şair hangi duyguları hissetmişti?
Kırgınlıklarımızı unutmanın sevinçlerimizi unutmaktan daha zor olduğunu vurguluyor sanatçı.
Dedem, çocukken uçurtma şenliklerini hiç kaçırmadığını ve çok eğlendiklerini söylerdi her zaman
Ünlü profesör, düzenli spor yapmanın sağlık için çok önemli olduğunu belirtti.
Sürekli çalışma değil, planlı çalışmanın başarıyı getireceğini söyledi babam.
Bozlak, bir uzun havadır. İçinde büyüyen yangının dışarıya vurmasıdır. Derdinden feryat edenlerin, acısını haykıranların çığlığıdır. Bozlakların da bir yazanı, bir düzeni vardır. Dede Korkut’ta, Divanu Lügati’t-Türk’te çıkar karşınıza. “Arap atlar yakın eder ırağı / Yüce dağdan aşan yollar bizimdir” der, düşürür sizi yollara Avşar bozlağı. “Durur durur yâr göğsünü geçirir / Yoksa bugün ayrılığın günü mü?” der, yakar gider içini; canından can koparır Türkmen bozlağı. “Aydost” diye diye kırat sırtında Şekerdağı’nı dolansa da bağdaş kurar yüreğine. Demlenir yürekte acılar, söyler onu: “Su yolunda bacılar / Zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar.” Gamlanır gönül, dağa taşa pay eder acısını.
Bu parçanın dil ve anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Anlatım deyimlerle güçlendirilmiştir.
Alıntılara yer verilmiştir.
Benzetmeden yararlanılmıştır.
Tanımlama yapılmıştır.
Kişileştirme vardır
Kimi yazarların ulaştıkları yaratıcılık düzeyinin kaynaklarını açıklamakta çektiğimiz zorluğun nedenleri her zaman bizim yetersizliğimiz değildir. Bazen o yazarların belli, hemen gösterilebilir kaynakları olmayabilir ve kendi bilişsel, yazınsal yetilerinin sıra dışı oluşudur ulaştıkları düzeyin nedeni. Sait Faik bu türden yazarların ilk akla gelenlerinden sayılır. Öykücülüğümüzdeki ilk büyük değişikliğin yaratıcısı olan öykülerinin asıl kaynağı, onun bir başına var olma ve yaşadığı hayatı herkesten bambaşka biçimde görme biçimiydi. Ondan önce öykü yalnızca geleneksel, öteden beri bilinen biçimlerde yazılıyor; bilinenden başka daha hangi biçimler alabileceği hususunda adamakıllı düşünülmüyordu. Sait Faik klasik kalıbın dışına çıkarak kendisini önceki öykü yazarlarından farklı bir yerde konumlandırmıştır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerinden yararlanılmıştır?
Benzetme – tanık gösterme B) C) D)E)
Tanımlama – örnekleme
Karşılaştırma – tanık gösterme
Örnekleme – karşılaştırma
Kişileştirme – tanımlama
2016 itibarıyla Avrupa Birliği ülkelerinde 6.300 kişiye, Türkiye’de ise 7.000 kişiye bir halk kütüphanesi düşüyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 1 millî kütüphane, 1.137 halk kütüphanesi, 552 üniversite kütüphanesi ve 27.280 örgün ve yaygın eğitim kurumu kütüphanesi olmak üzere toplam 28.970 kütüphane bulunuyor. Bizim 1.137 halk kütüphanemize karşın Fransa’da 16.100, Almanya’da 5.021, Polonya’da 8.050, Çekya’da 6.245 halk kütüphanesi bulunuyor. Bu kütüphanelerin üye sayıları karşılaştırıldığında da durum hiç iç açıcı değil. Türkiye’de kütüphanelere kayıtlı sadece 1 milyon 700 bin üye varken bu sayı Almanya’da 6 milyonu, Polonya’da 8 milyonu, Fransa’da 30 milyonu buluyor. Halk kütüphanelerinin sayısının yetersizliği, kütüphane ve kütüphanecilerin başka sorunlarıyla birleştiğinde sorunun ciddiyeti ortaya çıkıyor. Kütüphanecilerimizin bu duruma rağmen gösterdikleri özverili çalışmaya, küçümsenmeyecek başarılarına karşın halk kütüphanelerinin sayısının artırılması, kütüphane ve kütüphanecilerimizin sorunlarının ivedilikle çözümlenmesi gerekmekte.
Bu parçanın anlatımında
I. Örnekleme
II. Karşılaştırma
III. Sayısal verilerden yararlanma
düşünceyi geliştirme yollarının hangileri kullanılmıştır?
Yalnız I.
Yalnız II.
I ve III
II ve III.
I, II ve III.
Günümüz çocukları ne şanslı! Düğmesine basınca konuşan ve yürüyen bebekleri, takla atan arabaları, masal anlatan yastıkları var. Bunlara sahip olamayan çocukların sayısı da yabana atılmayacak kadar çok elbette. Ancak cep telefonunun girmediği evlerin pek az olduğu düşünülürse çoğu çocuğun en azından ekran oyunlarıyla tanışık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ve çocukların bunca çokluk içinde aslında yoksunluk içinde olduklarını da... Çünkü günümüz çocukları artık kendi oyunlarını ve oyuncaklarını kendileri icat etmiyor, bozulan oyuncaklarını tamir ederken yeni şeyler keşfetmiyor, sokaklarda, caddelerde oyun oynayamıyorlar. Çünkü bunlara ayıracak vakitleri yok. Çünkü onlar “acele ettirilmiş” çocuklar. Onlar başarılı olma ve daha az hata yaparak birinci sırada yer alma baskıları yüzünden zamanından önce yetişkin olmaya zorlanan minyatür yetişkinler.
Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Tartışmacı anlatım ağır basmaktadır.
Tanık göstermeden yararlanılmıştır.
Aynı varlığın zıt durumlarına yer verilmiştir
İronik bir anlatım söz konusudur.
Karşılaştırma yapılmıştır.
Parkta oturup kuşların ve çocukların cıvıltılarını dinledi; paslanmış spor aletlerinin, salıncakların gıcırtılarına harikulade bir orkestrayı dinlermiş gibi zevkle ve dikkatle kulak verdi. Top oynayan çocukların ağız dalaşlarını, coşkulu naralarını hatta kaleci çocuğun, topu yakaladığı andaki sevincini duyabiliyordu. Bir kedinin korkusunu anlayabiliyor; kendinden emin yetişkinleri istikrarlı topuklarından, gençleri adımlarındaki heyecanlarından, bir çocuğu sekerek yürüyüşünden gözleri kapalı ayırt edebiliyordu. Yağmurlu bir geceden sonra yaprakları hışırdatarak sürünen salyangozlara bile kulak vermeye karar vermişti. Her kelimenin kendine has ritmini hayal ediyor, bu ritimleri parmaklarıyla avuçlarına dokunarak “mors alfabesi” gibi ya da “aruz vezninin ahengi” gibi işliyordu.
Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Varlıklar devinim hâlinde verilmiştir.
Öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.
İşitme ve görme duyularıyla algılanabilecek ayrıntılar vardır.
Cümlelere kişisel yorum ve duygu katılmıştır
Kişileştirmeye yer verilmiştir.
Atasözlerinin dile yansımış değerler olarak hangi atalardan ve kimlerden kaldığı, aradan yüzlerce ve binlerce yıl geçmiş olması dolayısıyla, bilinmemekte ise de şaşmaz yaşam tecrübelerinin imbikten süzülmüş birer değerler sistemi niteliği taşıması dolayısıyla, bunlardan her biri kural niteliğindeki söz kalıbı durumundadır. Bu söz kalıpları bizler için hem dilimizi süsleyen, ona berraklık kazandıran bir öğüt hem de günlük yaşamımızda her zaman yararlanabileceğimiz bir düstur niteliğindedir. Ak akçe kara gün içindir; akıl akıldan üstündür; bal bal demekle ağız tatlanmaz; baş ağır, kulak sağır gerek; can çıkmayınca huy çıkmaz; çalma elin kapısını, çalarlar kapını; çobansız koyunu kurt kapar; keskin sirke küpüne zarar; güvenme varlığa, düşersin darlığa; güneş balçıkla sıvanmaz vb. örnekler, artık onu kullananlar için birer hayat kuralı durumuna gelmiştir. Bunlar, atalarımız kanalıyla kamuya aktarılmış ortak değerlerdir.
Bu parçada atasözleriyle ilgili asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
İnsanlığın hayat hikâyesinin bir özeti olarak kabul edilebileceği
Sosyal hayatı düzenleyen ve toplumun geneline mal olan sözler olduğu
Dile zenginlik katan bir işlevinin bulunduğu
Her kültürde görülen ulusal bir değer olduğu
İnsanlara yol gösterici ve öğüt verici yönünün dikkate alınması gerektiği
Bakterileri yok etmek üzerine çalışmalar yapan İngiliz bilim insanı Alexander Fleming, bir tatil dönüşü laboratuvarına geldiğinde içinde farklı türlerde bakteriler bulunan kabı açık unuttuğunu fark eder. Küf mantarı ile dolan kabı temizlerken mantarın kenarında bulunan jel kıvamındaki yapıda herhangi bir bakteri bulunmadığını görür. Bunun “Penicillium Notatum” adı verilen küf mantarı olduğunu düşünür ve jöle kıvamındaki yapıya “penisilin” adını verir. Fakat penisilini küf mantarından ayırmayı başaramadığı için çalışmalarını sonlandırır. Onun çalışmalarını inceleyen bilim insanları Howard Florey ve Ernst Chain, 1939 yılında penisilini laboratuvar ortamında saflaştırmayı başarır; 1941 yılında da ilk defa bir insan üzerinde kullanırlar. Fleming, Florey ve Chain bu çalışmalarıyla 1945 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülürler.
Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Penisilinin, ismini kendisini bulan kişinin adından aldığına
Fleming’in, penisilinle ilgili çalışmalarıyla bilim dünyasına ilham verdiğine
Penisilinin insan sağlığına faydasının, keşfinden çok sonra anlaşıldığına
Nobel Barış Ödülü’nün penisilinin bulunması sonucu ilk defa sağlık alanında verildiğine
Küf mantarıyla penisilinin bulunmasının aynı zamana denk geldiğine
Peyami Safa, bir yazısında şöyle diyordu: “Cihan Harbi’nde Alman ordularının Fransa’yı işgale başladığı devrenin talihsiz başvekili Reynaud, şu beyanatta bulunmuş: ‘Düşman ilerliyor, Paris ve vatan tehlikededir. Yalnız, size verilebilecek bir müjdem var: Pascal’ın, Moliere’in, Racine’in ve bütün Fransız büyüklerinin eserleri muhafaza altındadır.’ Fransız başvekilin sözü, onu anlamayanlara bir ümitsizlik hezeyanı gibi görünebilir. Fakat Fransa’yı kurtaran bu müjdedir.” Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Savaşlar, insanlık tarihinde her zaman kapanmaz yaralar açmıştır.
Tarihî eserlerin, aslına uygun olarak korunması ulusların en önemli ödevlerindendir.
Sanat, insanların arasında barışı sağlayan, onları birbirine yaklaştıran en önemli ögedir.
Bir savaşta tarihî eserleri korumak, ülkeyi korumak kadar önemlidir.
Milletler, hangi medeniyete ait olursa olsun tarihî eserlere saygı göstermek zorundadır.
