NEW
Font size
WorksheetsUZAKTAN EĞİTİM 37.GÜN
Total questions: 10
Worksheet time: 18mins
Konuşma balonunda boş bırakılan yere uygun düşen seçeneği işaretleyiniz.
You can go out and have fun.
It's snowball time!
Take your umbrella.
Verilen resme göre boş bırakılan yere uygun seçeneği işaretleyin.
It' sunny and warm.............................are in the park.
Tom and Mary
Lucy and Bill
Sue and Jack
Konuşma balonunda boş bırakılan yere uygun seçeneği işaretleyiniz.
Where are you?
How is the weather?
How are you?
How is the weather in Ankara?
İt is snowy.
It is windy.
İt ia cloudy.
Diyalogda boş bırakılan yere hangi seçenek uygun düşer?
A: Can we play volleyball in the park?
B:No we can't. İt's
Warm
Nice
Rainy
Bir varmış, bir yokmuş. Her yolun sonu, her sonun bir başı varmış. Ateş yanmadan kül olmaz, denizler dalgalanmadan durulmazmış. Masal dinleyenin değil, anlatanınmış.
Bir gün padişah, kendisine baş vezir seçmeyi düşünüyormuş. Fakat hangi veziri tercih edeceğine karar veremiyormuş. “En iyisi ben onları bir deneyeyim; sonra hangisini vezir seçeceğime karar veririm’ demiş.
Padişah koskoca bir kapı yaptırmış ve tüm vezirlerini bu kapının yanına çağırmış; “Sizler, hepiniz de çok akıllısınız hem de çok cesursunuz. Merak ediyorum bu kapıyı kim açacak?”
Vezirler kapıya bakmışlar, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Çünkü kapı kocamanmış üstelik çokta sağlam görünüyormuş. Birinci vezir, dudaklarını bükmüş; “Ben bu kapıyı nasıl açarım?” demiş. Diğeri kapıya biraz yaklaşmış;
“Yok yok, bu kapı çok büyük.” demiş. Bir diğeri kapıyı yakından incelemiş;
“Hayatımda bu kadar büyük kapı görmedim.” demiş.
En genç olan saygıyla beklemiş. Şimdi kendisine geldiğinde yavaşça yaklaşmış. Önce kapıyı elleriyle yoklamış, sonra büyüklüğüne bakmış. En sonunda kapıya tüm gücüyle yüklenmiş. Bir de ne görsün, kapı sonuna kadar açılmış. İşte o zaman kapının zaten açık olduğunu anlaşılmış. Açmak için yalnızca denemek gerekiyormuş.
Sultan bu cesareti gösteren vezire: “Aferin, kapı zaten açıktı. Ama hiç kimse kapıya yaklaşmadı. Hiç kimse bu cesareti göstermedi. Sen ise denedin ve başardın. Seni baş vezir seçiyorum.” demiş. Gökten 3 elma düşmüş. Biri masalı anlatana, biri masalı dinleyene biri de masal kahramanlarına...
Bu masaldan çıkaracağımız ders nedir?
Padişah olmak çok zordur.
Gençler, yaşlılardan daha güçlüdür.
Zorluklar karşısında cesur olmalıyız.
Bir varmış, bir yokmuş. Her yolun sonu, her sonun bir başı varmış. Ateş yanmadan kül olmaz, denizler dalgalanmadan durulmazmış. Masal dinleyenin değil, anlatanınmış.
Bir gün padişah, kendisine baş vezir seçmeyi düşünüyormuş. Fakat hangi veziri tercih edeceğine karar veremiyormuş. “En iyisi ben onları bir deneyeyim; sonra hangisini vezir seçeceğime karar veririm’ demiş.
Padişah koskoca bir kapı yaptırmış ve tüm vezirlerini bu kapının yanına çağırmış; “Sizler, hepiniz de çok akıllısınız hem de çok cesursunuz. Merak ediyorum bu kapıyı kim açacak?”
Vezirler kapıya bakmışlar, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Çünkü kapı kocamanmış üstelik çokta sağlam görünüyormuş. Birinci vezir, dudaklarını bükmüş; “Ben bu kapıyı nasıl açarım?” demiş. Diğeri kapıya biraz yaklaşmış;
“Yok yok, bu kapı çok büyük.” demiş. Bir diğeri kapıyı yakından incelemiş;
“Hayatımda bu kadar büyük kapı görmedim.” demiş.
En genç olan saygıyla beklemiş. Şimdi kendisine geldiğinde yavaşça yaklaşmış. Önce kapıyı elleriyle yoklamış, sonra büyüklüğüne bakmış. En sonunda kapıya tüm gücüyle yüklenmiş. Bir de ne görsün, kapı sonuna kadar açılmış. İşte o zaman kapının zaten açık olduğunu anlaşılmış. Açmak için yalnızca denemek gerekiyormuş.
Sultan bu cesareti gösteren vezire: “Aferin, kapı zaten açıktı. Ama hiç kimse kapıya yaklaşmadı. Hiç kimse bu cesareti göstermedi. Sen ise denedin ve başardın. Seni baş vezir seçiyorum.” demiş. Gökten 3 elma düşmüş. Biri masalı anlatana, biri masalı dinleyene biri de masal kahramanlarına...
Kapıyı inceleyen vezirler neden kapıyı açamamışlar?
Zayıf oldukları için
Açmayı denemedikleri için
Yaşlı oldukları için
Bir varmış, bir yokmuş. Her yolun sonu, her sonun bir başı varmış. Ateş yanmadan kül olmaz, denizler dalgalanmadan durulmazmış. Masal dinleyenin değil, anlatanınmış.
Bir gün padişah, kendisine baş vezir seçmeyi düşünüyormuş. Fakat hangi veziri tercih edeceğine karar veremiyormuş. “En iyisi ben onları bir deneyeyim; sonra hangisini vezir seçeceğime karar veririm’ demiş.
Padişah koskoca bir kapı yaptırmış ve tüm vezirlerini bu kapının yanına çağırmış; “Sizler, hepiniz de çok akıllısınız hem de çok cesursunuz. Merak ediyorum bu kapıyı kim açacak?”
Vezirler kapıya bakmışlar, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Çünkü kapı kocamanmış üstelik çokta sağlam görünüyormuş. Birinci vezir, dudaklarını bükmüş; “Ben bu kapıyı nasıl açarım?” demiş. Diğeri kapıya biraz yaklaşmış;
“Yok yok, bu kapı çok büyük.” demiş. Bir diğeri kapıyı yakından incelemiş;
“Hayatımda bu kadar büyük kapı görmedim.” demiş.
En genç olan saygıyla beklemiş. Şimdi kendisine geldiğinde yavaşça yaklaşmış. Önce kapıyı elleriyle yoklamış, sonra büyüklüğüne bakmış. En sonunda kapıya tüm gücüyle yüklenmiş. Bir de ne görsün, kapı sonuna kadar açılmış. İşte o zaman kapının zaten açık olduğunu anlaşılmış. Açmak için yalnızca denemek gerekiyormuş.
Sultan bu cesareti gösteren vezire: “Aferin, kapı zaten açıktı. Ama hiç kimse kapıya yaklaşmadı. Hiç kimse bu cesareti göstermedi. Sen ise denedin ve başardın. Seni baş vezir seçiyorum.” demiş. Gökten 3 elma düşmüş. Biri masalı anlatana, biri masalı dinleyene biri de masal kahramanlarına...
Yukarıdaki masalın ismi aşağıdakilerden hangisi olabilir?
Vezir Seçimi
Vezir ile Keloğlan
Bencil Vezir
Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi.
Kapıyı açan sevimli genç kadını görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca. Genç kadın çocuğun aç olabileceğini düşünerek onu içeri aldı ve ona bir bardak süt ile biraz kurabiye getirdi. Çocuk sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra, "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç kadına.
Genç kadın, "Borcunuz yok" diyerek yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti: "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak bir bedel ödenmesini asla beklemememiz gerektiğini öğretti bize," dedi.
Çocuk: "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size," dedi.
Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu. Yıllar sonra gençkadın çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük bir kente gönderdiler.
Dr. Hovvard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan kadını, baygın haliyle bile, ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.
Uzun süren tedaviden sonra kadın sağlığına kavuştu. Dr. Kelly, denetlenmesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı, üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta kadının odasına gönderdi.
Kadın, elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu. Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu.
Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti. Notta şunlar yazılıydı:
"Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir"
Hasta kadın, hastane masraflarını nasıl ödemiştir?
Yaşamı boyu çalışarak ödemiştir.
Ödeyememiştir.
Yıllar önce süt verdiği çocuk, doktor olarak, masrafları kadın adına ödemiştir.
Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi.
Kapıyı açan sevimli genç kadını görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca. Genç kadın çocuğun aç olabileceğini düşünerek onu içeri aldı ve ona bir bardak süt ile biraz kurabiye getirdi. Çocuk sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra, "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç kadına.
Genç kadın, "Borcunuz yok" diyerek yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti: "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak bir bedel ödenmesini asla beklemememiz gerektiğini öğretti bize," dedi.
Çocuk: "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size," dedi.
Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu. Yıllar sonra gençkadın çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük bir kente gönderdiler.
Dr. Hovvard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan kadını, baygın haliyle bile, ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.
Uzun süren tedaviden sonra kadın sağlığına kavuştu. Dr. Kelly, denetlenmesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı, üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta kadının odasına gönderdi.
Kadın, elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu. Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu.
Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti. Notta şunlar yazılıydı:
"Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir"
Bu masaldan çıkarabileceğimiz ders hangisidir?
İyilik eden iyilik bulur.
Sakla samanı, gelir zamanı.
Damlaya damlaya göl olur.
