WorksheetsFelsefe 12.sınıf TYT
Total questions: 20
Worksheet time: 19mins
Bir parça mumu yanmakta olan bir ateşin hemen yanına koyduğumuzu düşünelim. Mum yavaş yavaş eridikçe, muma ait tüm duyusal özellikler değişim geçirir. Bu durumda rahatlıkla şunu söyleyebiliriz; algılarımız aracılığı ile nesneden aldığımız bilgi, sürekli bir değişim halindedir. Nesneye ait özellik sürekli değişirken, biz yine de belli bir nesneye bakmaya devam ettiğimizi düşünürüz. Nesnenin, değişimler geçirmesine rağmen aynı nesne olduğu bilgisi gözlemsel deneyimlerimiz aracılığı ile öğrendiğimiz bir şey değil; doğuştan sahip olduğumuz bilişsel bir durumdur. Descartes’in verdiği bu örnekten hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Şeylerin doğası kavranamaz olduğundan bunlara ilişkin hiçbir yargıda bulunmamalıyız.
Algılar değişenin bilgisini, akıl ise değişimin ardında değişmeden kalanın bilgisini verir.
İnsan ruhunda gizli olarak bulunan bilgiler, doğru sorularla açığa çıkartılmalıdır.
Algılar yanıltıcı olduğundan tüm bilgimiz görelidir
Mutlak bilgi, tümellerin bilgisini anımsamadır.
İlk ve Orta Çağ boyunca felsefenin temel problemi metafizik olmuştu; önce varlığın neliğini sorgulayan filozoflar daha sonra onun bilgisinin nasıl edinileceği konusunu ele almışlardı. Bu durum modern felsefeyle tamamen değişmiştir; bilimdeki gelişmelerden etkilenen ve bilimi temellendirmeye çalışan modern filozofların temel konusu artık bilginin kendisi olmuştur. Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Felsefe bilimsel gelişmelerle kesin bilgiye ulaşmıştır.
Felsefenin temel konusu her zaman için ontolojidir.
Bilimsel gelişmeler varlığa farklı yaklaşımları doğurmuştur.
Modern dönemde felsefenin öncelikli konusu epistemoloji olmuştur.
Tarihsel süreç içerisinde felsefenin konuları değişmemiştir.
Aristoteles Nikomakhos’a Etik adlı eserinde şöyle der: “O halde erdem tercihlere ilişkin bir huy; akıl tarafından ve aklı başında insanın belirleyebileceği, bizle ilgili olarak ortak alanda bulunma huyudur. Bu biri aşırılık, öteki eksiklik olan iki kötülüğün ortasıdır. Kötülük etkilenimlerde ve eylemlerde gerekenden aşırısı ya da eksikliğidir. Erdem ise ortayı bulmadır.” Buna göre Aristoteles için erdem aşağıdaki değerlerden hangisi ile ilgilidir?
Deneyim kazanma
Hak peşinde koşma
Tutarlı olma
Ölçülü olma
Bencil olma
“Her din bir Tanrı anlayışı; her Tanrı anlayışı da bir varlık anlayışıdır.” diyen İonna Kuçuradi’nin bu sözlerini destekleyen ifade aşağıdakilerden hangisidir?
Varlık anlayışına dayanmayan Tanrı anlayışı yoktur.
Dinden bağımsız bir felsefi düşünce olamaz.
Her inancın bir felsefi alt yapısı vardır.
Tanrı olmadan varlık olamaz.
Varlık Tanrının bir yaratımıdır.
Platon’un Menon adlı diyaloğunda Sokrates, okuma yazma bilmeyen genç bir köleye geometri problemi çözdürme isteğindedir. Problemin geometriden seçilmesi bir rastlantı değildir. Çünkü böyle bir problemin çözümüne duyular yardım edemez. Genç köle problemi çözer; böylece Sokrates insan aklının apriori bilgiyle donatılmış olduğunu da ispat etmiş olur. Buna göre Platon’un temel iddiası aşağıdakilerden hangisidir?
Mutlak bilginin var olmadığı
Bilgilerin doğuştan var olduğu
Deney öncesi bilginin mümkün olmadığı
Deneyimlerin doğru bilginin kaynağı olduğu
Doğru bilgiye ulaşmak için bir bilgenin rehberliğine ihtiyaç olduğu
Felsefenin ortaya çıkışı “Evrenin ana maddesi nedir?” sorusuyla olmuştur. Doğanın bilinmesini temel alan bu soru zamanla yerini “İnsanın bu dünyadaki yeri ve ödevi nedir?” , “Mutluluk nedir?” , “Ahlaki bir yaşayış mümkün müdür?” sorularına bırakmıştır. Bu durumda “aşırılıklardan kaçın” , “mutlu olmak için ölçülü ol” gibi ahlaki yargılar felsefenin konusu haline gelmiştir. Bu parçaya dayanarak felsefe ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Felsefe nesnel konularla ilgilenmeye başlamıştır.
Felsefe önemini kaybetmiştir.
Konusu doğadan insana doğru yönelmiştir.
Metafizik ağırlık kazanmıştır.
Bilginin sınırları ile ilgilenmiştir.
Klasik bilim anlayışına göre; “Bilim insanı, her türlü ön yargısını, kültürel ve dini düşüncelerini bilimsel çalışmalara bulaştırmadan laboratuvarın dışında bırakmalıdır.” Kuhn’a göre ise, insan sosyal bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumun değerlerinden, mevcut bilim anlayışından etkilenir. Bilimsel çalışmalarda bu durumu göz ardı etmemek gerekir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi Kuhn’un görüşünü destekler niteliktedir?
Bilim devrimlerle ilerler.
Bilim insanı tarafsız olmalıdır
Bilimsel çalışmalar objektif olmalıdır.
Bilim insanı, geçmişin bilim anlayışından kopmalıdır.
Bilim insanının bakış açısını içinde yaşadığı toplumun değerleriyle birlikte düşünmek gerekir.
Kant’a göre bir eylem; bir eğilimden ya da kişisel bir duygudan dolayı değil de, bir ödev bilincinden dolayı gerçekleşmişse ahlaki bir eylem olabilir. Buna göre bir kişi örneğin, bir yoksula kendi içindeki acıma duygusundan dolayı para vermişse bu eylem ahlaki değildir. Ancak aynı kişi, ‘yoksullara yardım etmek gerekir.’ diyen bir ödev bilinciyle yoksula para vermişse, o zaman bu kişinin eylemi ahlaki bir eylem olur. Buna göre bir eylemin ahlaki değerini belirleyen temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?
Eylemin yöneldiği kişinin yoksul oluşu
Eyleme hangi ilkeden hareketle karar verildiği
Eylemin sonuçlarının fayda getirecek oluşu
Eylemin özgür tercihlerle gerçekleşip gerçekleşmediği
Eylemin toplumun beklentileri doğrultusunda gerçekleşmesi
Sokrates’e göre kimse kötü bildiği bir şeyi isteyerek yapmaz. Zaten insanın kötü bildiklerini iyi bildiklerine üstün tutması doğasına aykırıdır. İnsan her zaman iyiyi ister, ancak iyi sandığı aslında çoğu zaman kötüdür, böylece bilmeyerek kötüyü yapmış olur. O halde iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, korkulacak şeyleri korkulmayacak şeylerden, yapılması gerekeni yapılmaması gerekenden ayırt edebilen bir insan kötülük işlemeyecektir. Sokrates’in bu görüşlerinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Ahlak, iyi ideasına dayanır.
İyi, kişinin istediğidir.
En yüksek iyi hazdır.
Erdem bilgidir.
İyi, görecelidir
Öyle hareket et ki; eylemlerinde olabildiğince çok mutluluğu, olabildiğince çok haz ile, olabildiğince çok insan için gerçekleştirebilir. “Bentham”
Buna göre Bentham’ın ahlak ilkesi aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilebilir?
Toplumsal faydacılık
Ödeve uygunluk
Bireysel hazcılık
Ilımlı ortaya uygunluk
Bilgiye dayalılık
Tiyatroda değilsin, yani seyretmekle kalmamalısın. Tüm insan yaşamı, bir an olsun salt seyirden yoksun olsa, insan yaşamı olmaktan çıkardı. Ama seyir kesinlikle bu yaşamdaki her şey değildir, insan yaşamını oluşturan her şey de değildir. Değerlendirme ve ondan çıkan her şey kuram kadar temelli bir biçimde bu yaşamın içindedir. Bu parçada savunulan görüş aşağıdaki yaklaşımlardan hangisine uygundur?
Varoluşçuluk
Diyalektik
Sezgicilik
Mantıksal pozitivizm
Fenomenoloji
18.yüzyıldan kent soylu sınıf ticaretle zenginleşmiş ve ekonomik yaşamı kontrol etmeye başlamıştır. Şimdi sırada siyasal güce ortak olmak vardır. Çünkü artık devletin otokratik yapısı, yaşamın gerçeğine uygun düşmemektedir. Yüzyıllardan beri tek egemen güç olan krallık birden ortadan kalkamazdı. Ama adım adım da olsa, yeni bir yönetim hedefine doğru yürümek gerekiyordu.
Bu parçada 18. yüzyılın hangi özelliği vurgulanmaktadır?
İnsanı merkeze alması
Ekonomik gücü olanların siyasal güç sahibi olmayı istemesi
İdeal devlet düzenlerinin tasarlanması
Baskıcı yönetimlerin son bulması
Anarşist görüşlerin yaygınlaşması
Hegel’e göre diyalektik hem düşüncenin hemde bütün varlığın gelişme biçimidir.Düşünme de, varlık da hep karşıtların içinden geçerek, karşıtları uzlaştırarak gelişirler.Ancak varılan her uzlaşmada yeniden çözülmesi gereken yeni bir karşıtlık gizli olduğundan,diyalektik hareket, düşüncenin varlığı bir bütün olarak kavranmasına, varlığın da bilincine erişip özgürlüğünü elde etmesine kadar sürüp gider.
Hegel’in bu yaklaşımında temel aldığı görüş aşağıdakilerden hangisidir?
Varlıkta bir değişim yoktur.
Varlıktaki diyalektik akıl ile gerçekleşir.
Maddedeki değişim düşüncede değişime yol açar.
Varlıkları yaratan Tanrı’dır.
Dış dünyadaki varlıklar gerçektir.
“Anlayabilmek için inanıyorum.” anlayışıyla felsefeyi dine tabi kılmış olan Augustinus’a göre hakikat bizzat Tanrı’nın kendisidir. Yani Tanrı insandadır. İnsanın kendisi de Tanrı’dadır. Felsefe ise bu durumu anlamaya çalışma etkinliğidir. İnsan ancak bunu anlayarak mutlu olur.
Buna göre Augustinus felsefesi ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Hakikati arayan kişi Tanrı’yı aramalıdır.
Felsefe ile teolojiyi birbirinden ayırmak olanaksızdır.
Hakikate ilişkin bilgi mutluluk için gereksizdir.
Felsefeci hakikati arayan, hakikati seven kişidir.
Tanrı insan tarafından bilinmeye değecek tek hakikattir.
George Orwell,1984 adlı kitabında, özel olarak komünizm için olmasa bile ona da uygulanabilir olan acı bir eleştiri getirmiştir.Bu eleştiri, akla dayanarak toplumu tümüyle yeniden inşa etme projelerinin sonuçta otoriter, totaliter bir toplumsal siyasal düzene yol açacağı eleştirisidir. A.Huxley ise Yeni Cesur Dünya adlı eserinde akla dayandığı ileri sürülen ve merkezi bir planlamaya göre planlanan bir toplumun bütün insanları devletin kölesi yapacağı teorisini anlatmıştır.
Bu iki filozofun eleştirdiği görüş aşağıdakilerden hangisidir?
Birey-devlet ilişkisi bireyi esas almalıdır.
Özgürlük, eşitlikten daha önemli bir kavramdır.
Mutlak eşitlik hiçbir zaman sağlanamaz.
Yasama gücü aklını iyi kullanan bilginlerin ve bilgelerin elinde olmalıdır.
İnsanlardaki bencillik eğilimi, eğitimle ortadan kaldırılabilir.
Machiavelli’nin Prens adlı eserini, 16.yy daki bir Floransa’nın ulusal bütünlük dilekleriyşe örülmüş bir tasarı kitabı saymaktan öteye geçmemek daha doğru olur. ama şimdi bizim için olmazlıklar kitabıdır.
Machiavelli’nin bu eseri için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Dönemin sorunlarından hareket ederek yazdığından günümüzü bağlamadığı
İnsanları yazdığı ütopyayla tehlikelere karşı uyardığı
Bireyi devletten öncelikli olarak kabul ettiği
Günümüzde de etkisini sürdürdüğü
Yurttaşları yeteneklerine göre sınıflandırdığı
-Öyle davran ki, eylemine ölçü olarak aldığın ilkeyi, herkes için genel yasa olarak isteyebilsin.
-Öyle davran ki, eylemlerinde insanı bir araç değil, amaç olarak göresin.
-Öyle davran ki, insan istenci kendisini bir yasak koyucu gibi hissetsin.
Kant’ın bu ilkelerine dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Bireye fayda sağlayan, işe yarayan eylemler iyidir.
Ahlak ilkelerine ödev duygusuyla uyulmalıdır.
Evrenselleştirilebilir ahlak ilkeleri bulunmaktadır.
Ahlak bir koşula bağlı olmadan gerçekleştirilmelidir.
Ahlak alanında bencillik değil, toplumsallık ön plandadır.
İnsan felsefesi bir taraftan Sokrates diğer taraftan da Sofistler tarafından temsil edilen felsefi bir dönemi adlandırır. Felsefenin her iki yanı da eleştirel duruşlarıyla öne çıkarlar. Bu taraflardan birini oluşturan Sofistler felsefeye; dine, gelenek ve göreneklere, bunlara dayanan kurallara meydan okumuş ve onların kendilerini akla dayalı olarak haklı kılıp temellendirmeleri için gerekli zemini hazırlamışlardır. Gerek akla, gerekse algıya dayanan bilginin imkansızlığını dile getirirken, bilgi için ölçütlerin sağlanması zorunluluğuna işaret etmişlerdir.
Parçaya göre Sofistlerin felsefi tavrı ve felsefeye katkılarına ilişkin olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
İnsanın etik ve siyaset alanında yaşamına temel olacak objektif ölçütler geliştirmişlerdir.
Eleştirel tavırları, karşıt görüşleri temellendirme yapmaya zorlayarak tartışma ortamını geliştirmiştir.
Toplumsal kurumlara yönelik tavırları sorgulayıcı bir nitelik taşımaktadır.
Felsefe yapma biçimleri yoğun şekilde eleştirinin kullanılmasına dayanır.
Bilginin kesinliğinin imkânsız olduğunu vurgulayarak karşıt görüşü harekete geçirmişlerdir.
İlk çağ düşünürlerinden Aristoteles’e göre insan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle, insan ahlâksal olgunluğa ancak devlette, toplumda erişebilir. Devletin asıl amacı yurttaşları ahlâkça olgunlaştırmaktır. İnsanda erdem için doğal bir yatkınlık vardır; bu yatkınlığın geliştirilmesi gerekir. Hükümet şekillerinin doğru ya da yanlış olduğunu gösterecek ölçü, devleti bu amaca göre düzenleyip düzenlemedikleridir.
Bu durumda Aristoteles’e göre bir hükümet şekli aşağıdakilerden hangisini göz önünde bulundurduğunda doğru bir hükümet olarak değerlendirilebilir?
İnsanların doğal haklarını yasaların güvencesine alırsa
Yönetimi yönetimden anlayan kişilere bırakırsa
Toplumun ahlâkça olgunlaşmasını gerçekleştirmeyi amaçlarsa
Özgürlük ve eşitlik ilkelerini adaletle destekleyen bir sistem oluşturursa
Devleti baskıcı her türlü unsurdan uzak tutarsa
Felsefe yapmanın ilk koşulu zihnin dönüp, kendi bilgisinden şüphe etmesi, inançlarına, büyük bir tutkuyla bağlandığı düşüncelerine eleştirel bir tavırla bakabilmesidir.
Bu parçada “felsefe yapmak” aşağıdaki koşullardan hangisine bağlanmaktadır?
Geniş bir bilgi birikimine sahip olma
Özgür bir toplumsal ortamda yaşama
Sınırsız bir bilme isteği duyma
Analitik düşünceyi öğrenme
Refleksif bir tutum içinde olma
