NEW
Font size
Worksheets11. Sınıf Yıl Sonu Testi
Total questions: 17
Worksheet time: 23mins
Yazar...bir makyajcı değildir... onun görevi, isteksizliğin üstesinden gelip gerektiğinde imgelemini yaşamın pisliklerine bulaştırmaktan da çekinmemektedir... Bu görev, aslında gazete muhabirinin görevinden farksızdır. Bir muhabir başka türlüsünü itici bulduğundan veya okurlarını memnun etmek için yalnızca dürüst, erdemli memurları anlatsaydı ne derdiniz? Bir kimyager için dünyada kirli bir şey yoktur. Yazar da kimyager gibi nesnel olmak zorundadır; günlük yaşamın öznelliğinden vazgeçebilmeli, çevredeki bir pislik yığınının çok önemli bir rol olabileceğini, iyiler gibi kötü tutkuların da yaşamın birer parçası olduğunu bilmelidir.
Anton Çehov'un bu parçadaki görüşlerinden aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Sanatçının yaratıcılığı, alımlayıcıya kusursuz bir dünyada yaşadığı hissi verir.
Sanatçı beğenilme kaygısı olmadan hayatın bütün yönlerini konu edinir.
Sanat eseri, ortak estetik değer ve yargıları yansıttığında kalıcı olur.
Sanatçı eserlerinde, var olanları idealleştirerek yansıtmayı amaçlar.
Sanat güzel olanın her defasında yeniden üretimidir.
J.J.Rousseau “İçimizden her biri, varlığını, bütün kuvvetini ortak genel iradenin emrine verir ve biz her ortağı bütünün bölünmez parçası kabul ederiz.” derken aşağıdaki kavramlardan hangisine dikkat çekmektedir?
Güçler Ayrılığı
Ütopya
Toplum Sözleşmesi
Doğal Düzen
Katılımcı Demokrasi
İki kere ikinin dört ettiğinden emin olabilirsiniz. Burada mantıksal bir hakikat söz konusudur. Buna karşılık deneysel gerçeklik söz konusu olduğunda, bilimsel kurallarla genelleştirdiğimizi düşündüğümüz "doğa yasaları" için o kadar kesin konuşamayız. Nitekin Hume da sebep sonuç ilişkisinin doğasına yönelik ortaya koyduğu şüpheci yaklaşımla nedenselliğini zorunlu bir ilişki olmadığını savunur. Örneğin ağaçların dal ve yapraklarının sallanmasına rüzgarın neden olduğuna inanırız. Ama Hume'a göre bu sadece gözlemlerimizi yarattığı alışkanlıklarımızın bir sonucudur. Hume burada doğrudan doğruya bilimsel gerçeklik düşüncesini tartışmaya açar. Ona göre, biz kesinliklerden ziyade alışkanlıklarla yaşıyoruz.
Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Mantıksal doğrulardan şüphe edilemez.
Bilimsel kurallar gözlemlerin genelleştirilmesiyle ortaya çıkar.
Bilgilerimizin arkasında yaşam pratiklerimiz yatmaktadır.
Deneyler vasıtasıyla kesin doğa yasalarına ulaşılabilir.
Bilimsel gerçekliğin olup olmayacağı sorgulanabilir.
Kilden yapılmış bir heykeli renkten renge boyamakla onda gerçekleştirdiğimiz değişiklik, heykelin heykel oluşunu, özünü etkilemeyecektir. Hatta heykelin konunun veya bacağının kopması bile bu eksilmeye karşın onu varlığını sona erdiren bir değişim olmayacaktır. Diğer yandan sıcaklığın neden olacağı bir erime, kilden heykelin bir sonu olacak, geriye eriyik durumda veya bir başka formda yalnızca kil kalacaktır. Şu halde ait olduğu türü yitirmek veya değiştirmek, özdeşliği yitirmeyi içermektedir. Örneğimizdeki nesne bir heykeldi ve bu nesne heykel oluşunun yitirdiği anda varlığını da (yani özdeşliğini de ) yitirdi.
Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Biçimsel değişiklik nesnelerin varlığını ortadan kaldırır.
Varlığın neliği maddesini belirler.
Nesnenin ne ise o oluşu, öz niteliklerini korumasına bağlıdır.
İlineksel niteliklerdeki değişme, nesnelerde tözsel değişmeye de neden olur.
Bütün, parçaların toplamından ibaret değildir.
Kant’a göre bir eylem; bir eğilimden ya da kişisel bir duygudan dolayı değil de, bir ödev bilincinden dolayı gerçekleşmişse ahlaki bir eylem olabilir. Buna göre bir kişi örneğin, bir yoksula kendi içindeki acıma duygusundan dolayı para vermişse bu eylem ahlaki değildir. Ancak aynı kişi, ‘yoksullara yardım etmek gerekir.’ diyen bir ödev bilinciyle yoksula para vermişse, o zaman bu kişinin eylemi ahlaki bir eylem olur.
Buna göre bir eylemin ahlaki değerini belirleyen temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?
Eyleme hangi ilkeden hareketle karar verildiği
Eylemin yöneldiği kişinin yoksul oluşu
Eylemin sonuçlarının fayda getirecek oluşu
Eylemin toplumun beklentileri doğrultusunda gerçekleşmesi
Eylemin özgür tercihlerle gerçekleşip gerçekleşmediği
Jacques Monod gibi sosyal davranışları biyolojik süreçlerle açıklamaya çalışan sosyobiyologlar, bütün ahlaki süreçlerin neredeyse tamamen bireylerin genleri tarafından belirlendiğine inanmamızı beklerler. Ben bu iddiaya şüpheyle yaklaşıyorum ve sosyobiyologlar sadece DNA'larını inceleyerek bir Nazi'yi, bir seri katilden ayırt edene kadar da ikna olmayacağım. Eğer ahlaki ve ahlaki olmayan davranışları genetiğe indirgemeyi başarırsak kimsenin hiçbir şeyden sorumlu olmadığını söylememiz gerekir.
Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Eylemlerin ahlakiliği eyleyenin özgürlüğünü varsayar.
İnsanın değerler sistemini biyoloji ile açıklamaya çalışan kişiler vardır.
Genetik özellikler insan eylemlerini açıklamak için yeterli değildir.
İnsanlar sosyal çevrenin belirlediği eylemlerden sorumlu tutlamaz.
Eylemlerimiz de özgür seçim yoksa sorumluluk da yoktur.
Hegel var olan tek şey olarak ruh ve tin (Geist) dediği bir ilkeden hareket eder. Gerçek olan tin bir oluş, bir gelişme, bir evrim, içerisindedir. Bu hareketlilik, düşüncenin tam özgürlüğünü hedefleyen kendine özgü bir yasayla gerçekleşir. Böylece tin derece derece maddeyi ya da tüm var olanları yaratmaya başlar.
Buna göre Hegel’in varlık anlayışıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Varlığın gelişimini belli bir yasaya bağlar.
Varlık maddesel bir nitelik taşır.
Var olan her şeyin nedeni mutlak ruhtur.
Varlığı idealist bir tavırla ele alır.
Değişimi kabul eder.
Meryem bir gün bahçede oynarken paslanmış bir demir çubuk bulur. Demir çubuğun paslanmasının nedenlerini araştırmaya başlar. Araştırması sırasında su, hava ve toprakla teması olmayan demir çubukların paslanmadığını görür. Bunun üzerine su, hava ve toprağa maruz kalan bir çubuğun paslanacağını varsayarak üç farklı ortam hazırlar. Meryem ilk önce kırmızı renkteki bir kovaya bir miktar toprak, mavi renktekine de su doldurup içlerine birer demir çubuk koyar. Bir başka demir çubuğu da açıkta bırakır. Bu çubukları, hazırladığı ortamlarda üç ay bekletir. Sonunda Meryem üç demir çubuğunda paslandığını görür.
Bu parçada bilimsel yöntemin aşağıdaki aşamalarından hangisine örnek yoktur?
Problem oluşturma
Gözlem yapma
Deney yapma
Hipotez kurma
Yasaya ulaştırma
15 ve 16. yüzyıllarda Batı’da güzel sanatlar, edebiyat ve düşünce alanında meydana gelen yenilikler ve gelişmelere “Rönesans” adı verilmektedir. Avrupa'da ortaya çıkan Rönesans “yeniden doğuş” anlamındadır.
Batı’nın yaşadığı bu süreci yeniden doğuş olarak adlandırılmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir?
Tarihsel ve kültürel köklerinden bütünüyle kopmayı istemesi
Bilim ve teknik alanlarda büyük gelişmeler yaşanması
Skolastik düşünce yapısını devamı niteliğinde olması
Antik Yunan'ın özgür düşünce ortamına dönmeye başlaması
Dini ve ahlaki değerleri güçlendirmeye amaçlaması
Hobbes’a göre insan; doğası gereği kendi varlığını
sürdürmeye çalışır, dünya nimetlerinden olabildiğince
çok yararlanmak ister. Bunun sonucunda da herkes
herkesin düşmanı olur, böylece savaşlar ortaya çıkar.
Bu durumu Hobbes “İnsan insanın kurdudur.” şeklinde
özetler. Ama bu durum insan varlığını tehlikeye
düşürdüğünden insanlar herkesin güvenliğini sağlayan
bir düzen arayışına girmişlerdir. Dünya nimetlerinden
yararlanırken zora başvurmaktan vazgeçmek üzere
birbirlerine söz vermiş, zora başvurma yetkisini ve
gücünü, boyun eğecekleri bir kişiye devretmek için
aralarında anlaşmışlardır.
Bu parçaya göre, insanların anlaşmalarına neden
olan unsur aşağıdakilerden hangisidir?
İnsanların, dünya nimetlerinden eşit
yararlanamaması
Bireylerin zora başvurma gücünü ve yetkisini bir
otoriteye devretmek istememesi
İnsanın doğal arzularının kendi varlığını tehdit
etmesi
Herkesin birbiriyle savaşması sonucunda kültürün
yozlaşması
Bitmek bilmeyen savaşların köklü uygarlıkları tehdit
etmesi
Bir filozofa göre deney dünyasında
karşılaştığımız bütün varlıklar bir modele göre ve
belli bir işlevi yerine getirmek üzere hareket
ederler ve değişme içindedirler. Çınar
tohumundan her zaman çınar ağacı meydana
gelir. Göz görmek, burun koklamak, kulak ise
duymak içindir. Kısacası evrendeki varlığa ilişkin
bütün hareket ve değişimler belli bir potansiyeli
yerine getirmek üzere gerçekleşmektedir.
Filozofun bu görüşleri, ontolojinin hangi sorusuna
cevap niteliğindedir?
Evrende düzen var mıdır?
Evren sonlu mudur, sonsuz mudur?
Evrende amaçlılık var mıdır?
Varlık var mıdır?
Evrende özgürlük var mıdır?
Yardıma muhtaç aç bir çocuğu doyurma eylemini
düşünün. Birçok insan, bunun ahlaki açıdan iyi bir
davranış olduğu konusunda hemfikirdir. Peki, birini
bunu yaparken izlediğimizde tam olarak gördüğümüz
nedir? Aç birini doyuran kişi, yardıma muhtaç çocuk,
çiğneme eylemi ve belki de çocuğun gülümsemesi.
Ancak göremediğimiz, göremeyeceğimiz bir şey vardır,
o da eylemin aslını oluşturan “iyilik”. Görülemediğine
göre yok mu sayılmalıdır? Bence hayır. “İyi”
olmadığında ahlaktan da söz edilemez. Oysa bende bir
“iyi” fikri var.
Bu parçadan hareketle, varlık hakkında
aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Bir olandan türediği
Birden çok ilkeden kaynaklandığı
Değişmez olduğu
Düşünülebilir olduğu
Oluş hâlinde olduğu
Bir şey, ne görülebilir ne de duyulabilir bir şeyse
sözgelimi renksiz ve hareketsiz bir gaz kitlesiyse ne
fotoğrafı çekilip görüntüsü alınabilir ne de sesi
kaydedilebilir. Fakat bu, gazın var olmadığı anlamına
gelmez.Üstelik var olması sizin için yaşamsal bir önem
de taşıyabilir.
Bu parça aşağıdakilerden hangisine “karşı örnek”
oluşturur?
Herakleitos’un varlığın bir oluş ve değişim içinde
olduğunu ileri sürmesine
Descartes’ın varlığın ruh ve maddeden oluştuğunu
söyleyen düalist görüşüne
Hegel’in, varlığı geist ve onun diyalektik süreciyle
açıklamasına
Demokritos’un varlığın atomlardan meydana
geldiğini belirtmesine
Berkeley’in var olmak algılanmış olmaktır iddiasına
Modern bilimin öncüleri olarak kabul edilen
Copernicus,Kepler, Galileo, Newton astronomi
alanından başlayarak bilim anlayışında önemli bir
dönüşüme yol açtılar. Onların katkısıyla hakikat
arayışında engel oluşturan geleneksel bakıştan
vazgeçildi. Hatta otoritelerin bilimde yeri olmadığına
inanılmaya başlandı. “X doğrudur.” biçimindeki bir
önermeye artık “Hangi otorite bunu söylüyor?”
sorusuyla değil, “Bununla ilgili kanıtınız ne?”, “Deliliniz
nerede?” diye karşılık verilir oldu. Sonunda otoriteler
de eleştirel sorgulamaya açık, hesap sorulabilir olarak
görüldü.
Bu parçaya göre bilimin modernleşmesi
aşağıdakilerden hangisine dayandırılabilir?
Hakikati arama çabalarının ağırlık kazanmasına
Olaylar arasında neden sonuç ilişkisi aranmasına
Yöntem problemlerinin çözülmesine
Düşünmenin mantık ilkelerine dayandırılmasına
Dogmatik anlayışın yıkılmasına
Sanat eserleri diğer nesneler gibi vardır. Resimler bir
şapka veya palto gibi duvarda asılı dururlar. Sözgelimi
Van Gogh’un bir çiftçinin ayakkabılarını gösteren resmi
bir sergiden diğerine taşınıp durur, aynı Zonguldak’tan
gönderilen kömür veya Karadeniz ormanlarından
gönderilen tomrukların taşınması gibi. Cemal
Süreya’nın şiirleri, bir öğrencinin sırt çantasında diğer
eşyalarıyla bir arada bulunabilir. Beethoven’in eserleri
kitapevlerinde raflara tıpkı kırtasiye malzemeleri gibi
yerleştirilir. Yine de bir şeyi sanat eseri olarak görüp
diğer nesnelerden ayrı tutuyorsak o, estetikle ilgili
görüşlerimize uygun demektir.
Bu parçaya göre sanat eseri diğer nesnelerden hangi
açıdan ayırt edilir?
Evrensel nitelik taşımasıyla
Yaratıcısının düşüncesini içermesiyle
Alımlayıcının değerlendirme biçimiyle
Doğayı aynen yansıtmasıyla
Estetik kaygılarla oluşturulmasıyla
Havaya atılan bir taş, bilinçli bir varlık olsaydı, her ne kadar öyle olmasa da, kendi irade gücüyle hareket ettiğini hayal edecekti. Gerçekte onu hareket ettiren, mekanik etkilerdir. İnsanlarda da buna benzer bir durum vardır: Yaptığımız şeyi özgürce seçtiğimizi ve yaşamlarımız üzerinde kontrole sahip olduğumuzu hayal ederiz. Hâlbuki eylemlerimiz, doğadaki diğer tüm olaylar gibi belli bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşir.
Bu parçada dile getirilen düşünceler ahlak felsefesindeki görüşlerden hangisine uygundur?
İndeterminizm
Determinizm
Otodeterminizm
Liberteryanizm
Fatalizm
Eylemsizlik, yan geldimcilik, “Ben yapmazsam elbet bir yapan çıkar! Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!” diyen
kimselerin davranışıdır. Size anlatacağım öğreti ise bunun tam tersidir. Çünkü bu öğreti, “Ancak eylem içinde, iş
içinde gerçeklik vardır.” der. Hatta daha ileri giderek “İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendini yaptığı,
gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin toplamından ibarettir.” diye de ekler.
Bu parça aşağıdaki yaklaşımlardan hangisinin ahlak
görüşünü yansıtmaktadır?
Varoluşçuluk
Anarşizm
Hazcılık
Faydacılık
Sezgicilik
