NEW
Font size
WorksheetsFelsefe11.1.1
Total questions: 10
Worksheet time: 20mins
Felsefenin ortaya çıkışı ilk çağla birlikte olmuştur. Ancak ilkçağda felsefe yalnızca Antik Yunan'dan ibaret değildir. Eski Mısır, Sümer, Babil, Hint uygarlıklarında da felsefe olduğu bilinmektedir.
paragraftan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Merak etme, şüphe duyma sadece eski Yunan şehir devletlerinde görülürdü.
Felsefe ilk çağdan önce de vardı.
Felsefenin ortaya çıkışında pek çok kültürün katkısı olmuştur.
Felsefe Antik Yunan'da ortaya çıkmış, oradan diğer kültürlere de yayılmıştır.
felsefe denilince eski Yunan akla gelmelidir.
Hareket ediyormuş gibi görünen bir aslan heykeline
bakan Ayşe, hayranlıkla “Ne güzel! Kim yaptı acaba
bunu?” der. Sonra merakı daha da artarak “Heykeltraş
hareket eden bir aslan biçimini buna nasıl verdi?”, “Peki
bunu yapmaktaki amacı neydi?”, “Bu heykeli yaparken
hangi malzemeyi kullandı?” sorularını peşpeşe sorar.
Orada bulunan heykeltraş, Ayşe’nin yanına yaklaşıp
“Gördüğüm kadarıyla Aristoteles’in varlık anlayışını
gayet iyi kavramışsınız.” der. Ayşe’nin hayranlığına bir
de şaşkınlık ifadesi eklenir.
Bu parçada heykeltraş, Ayşe’nin sorularından
hareketle Aristoteles’in hangi düşüncesine
gönderme yapmaktadır?
Felsefenin başlangıcının hayret olduğu görüşüne
Davranışlarda orta olma olması ilkesine
Madde-Form öğretisine
Bilginin sanıdan (doksa) farklı olduğu öğretisine
Dört neden görüşüne
Sokrates’e göre insanlar doğaları gereği mutlu olmayı
ister. Dünyada insanı mutlu kılan ne varsa o şey özce iyi
bir şey olduğuna göre insanların mutsuzluğa neden olan
kötüyü istemeleri olanaksızdır. Buna karşın insanların
sık sık kötü, zararlı ve değersiz bir şeyin peşine
düştükleri olur ancak bu durum yalnızca onların
bilgisizliklerinden kaynaklanmaktadır. Yani insan kötü bir
eylemde bulunduysa o eylemin iyi olduğunu zannettiği
için yapmıştır.
Bu parçadan Sokrates’in ahlak anlayışıyla ilgili
aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Ahlaki davranışlar, edinilen alışkanlıkların ürünüdür.
Bilgi insanın ahlaklı ve erdemli olmasını sağlar.
Ahlaki doğrular toplumsal uzlaşıyla belirlenir.
Ahlak doğuştan gelen bir yetidir ve eğitimle
kazanılamaz.
Ahlaki doğrulara sahip olmadan da bilgi sahibi
Bir mağara düşünün. Mahkûmlar, yüzleri mağaranın
arka duvarına dönük zincirlenmiş. Ömürleri boyunca
orada tutulmuşlar ve başları, duvar dışında hiçbir şey
göremeyecek şekilde sabitlenmiş. Arkalarında bir ateş
yanmakta ve sırtlarıyla ateş arasında bir yol var. Bu
yolda yürüyen insanların gölgeleri mağaranın duvarına
vurur; gelip geçenlerden bazıları ellerinde birtakım
nesneler taşırlar ve bu nesnelerin gölgeleri de duvara
yansır. Mağaranın içindeki mahkûmlar her zaman
yalnızca gölgeleri görür. Gölgelerin gerçek şeyler
olduklarına inanırlar, ama aslında gerçek şeyleri hiç
görmezler.
Bu parçada betimlenen mağara metaforundan
aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Gerçekliğin doğası değişmez ve farklı yüzleri
bulunmaz.
Duyuların yanıltıcılığından kurtulmak için başkalarının
yardımına ihtiyaç duyarız.
Aklın çalışma ilkelerini duyulardan gelen veriler
belirler.
Duyuların kullanımı hakikate ulaşmak için bir ön
koşuldur.
Duyular aracılığıyla bildiklerimiz tümüyle bir yanılsama
olabilir.
Aristoteles’e göre ahlakta bazı davranışlar amaç,
bazıları araçtır. Örneğin insanların çoğu zenginliği
arzular ve elde etmeye çalışır. Ancak onlar için
zenginlik, zenginlik olarak amaç mıdır; yoksa zenginlikle
elde etmek istedikleri başka bir amaç, mesela haz veya
ün mü söz konusudur? Bu durumda insanların
eylemlerinde peşinden koştukları iyi, kendisinden öte
herhangi bir şeyin elde edilmesi için “araç olarak
istenmeyen”dir. İşte insanın bizatihi kendisi için istediği
bu nihai iyi, mutluluğun ta kendisidir.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine
ulaşılabilir?
Ahlaken iyi davranış insanın koşullarına göre değişir.
Bir eylemin ahlaken iyiliği başkalarına sağladığı yarara
bağlıdır.
İnsanın nihai amacı olan mutluluk; esenlik ve fayda
gibi değerlerin toplamıdır.
Başka bir amaç için yapılan ahlaki bir eylem insana
mutluluk verir.
Niçin diye sorulduğunda başka bir amaca işaret
etmeyen eylem ahlaken iyidir
O, İdealar Kuramı’nın tekil varlıklar dünyası ile tümel
idealar dünyasını gereksiz ve haksız bir şekilde
birbirinden ayırdığını ve onları birbirleriyle birleştirme
yönündeki çabalarının sonuçsuz kalmak durumunda
olduğunu düşünür ve bu iki dünyayı birbirine
yaklaştırmak, birleştirmek ister. Bu yönde olmak üzere
idealara ilişkin varlık kuramı içinde büyük bir değişiklik
yaparak ideaların ve kendi terminolojisiyle formların tekil
varlıkların üstünde veya dışında bulunmadıklarını,
onlardan bağımsız olmadıklarını, tersine “onların içinde,
onlara içkin” olduklarını savunur.
Bu parçada ifade edilen görüşleri savunan filozof
aşağıdakilerden hangisidir?
Platon
Hegel
Aristoteles
Descartes
Herakleitos
Yanından ayrılırken kendi kendime dedim ki: “Doğrusu
belki de ikimizin de iyi, güzel bir şey bildiğimiz yok. Ama
gene ben ondan daha bilgeyim; çünkü o hiçbir şey
bilmediği hâlde bildiğini sanıyor. Ben ise bilmiyorum
ama bildiğimi de sanmıyorum.”
Sokrates’in meşhur savunmasından alınan bu
parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Hiçbir şey bilmemek bilge olmanın ön koşuludur.
Cehalet neyi bilmediğini bilmemektir.
Bilge olmak için güzel ve iyi şeyler bilmek gerektir.
Bilmemek değil öğrenmemek ayıptır.
Ahlaklı olmak bilge olmanın ilk şartıdır.
Platon’a göre bütün nesneler kendi öncesiz-sonrasız
arketiplerinin, yani idealarının taklitleri, kopyalarıdır.
Taklitler ve kopyalar dünyası ontolojik olarak gerçek
dünya değildir. Bu nedenle bilgi bu tek tek şeylerin
bilgisi değil gerçek şeyler olan ideaların bilgisi olmalıdır.
Bu da ancak ideaların kendilerinin akılla kavranması ile
olanaklıdır. Sanat da bir taklittir ve şeylerin imgesel
taklitlerini yaratır. Bu da gerçeklikten ontolojik olarak iki
basamak uzaklaşmak ve epistemolojik olarak değersiz
kabul edilmek anlamına gelmektedir.
Bu parçada Platon’un sanatı eleştirmesinin nedeni
aşağıdakilerden hangisidir?
Bu dünyaya has imgesel bir dışa vurum etkinliği
olması
Taklidin taklidini yaparak bizi hakikatten uzaklaştırması
Görünüşler dünyasının ötesindeki ideal gerçekliği
hatalı taklit etmesi
Taklit etme biçiminin bilgi yetisine değil, sadece
hazlara hitap etmesi
Bilginin ötesinde ideal ve mükemmel bir şey yaratmayı
amaçlıyor olması
Platon’a göre bir sanat eserinin güzelliği, ideasından
aldığı pay ile doğru orantılıdır. Yani onlar aslında gerçek
güzelliğin kopyalarıdır.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine
ulaşılabilir?
Gerçek güzel, sanat eseridir.
Güzelin varlığı sanatçıya bağlıdır.
Güzel, herkes tarafından beğenilendir.
Güzel, toplum için faydalı olandır.
Sanat eserinden bağımsız bir güzel ideası vardır.
İdealar ile fenomenler dünyasında bulunan nesneler
arasındaki farkı anlatan Platon, kendisine “Platon, ben
atı görüyorum ama at ideasını göremiyorum.” diye itiraz
eden öğrencisine, “Çünkü at ideasını görecek bir göze
henüz sahip değilsin.” diyerek karşılık verir.
Bu parçada Platon, “idea”ların hangi özelliğini
vurgulamaktadır?
Değişmez olduğu
Mutlak olduğu
Ezelî-ebedî olduğu
Hareketli olmadığı
Algı nesnesi olmadığı
