wayground logo

Free Printable Worksheets

NEW

Font size

S
M
L
XL
Worksheets

PARAGRAF YENİ DENEME 2

Total questions: 22

Worksheet time: 44mins

Name
Class
Date
1.

. Şairler kitapları satılmadığı ya da az satıldı­ğında bugün olduğu kadar gocunmuyor, ya­yınevleri de bunu bugün olduğu kadar şairin başına kakmıyordu. Şiir doğası gereği küçük yayınevlerinde, daha az renkli olduğu İçin az satılan dergilerde hayat buluyordu. Şairler daha mutluydu eskiden, hatta birdenbire çok satılmaya başlayanlar kendilerine kuş­kuyla bakıyorlardı. Has şiirden, iyi şiirden uzak düştükleri, popüler şeyler yazmaya başladıkları vehmine kapılıyorlardı. Bugün öyle değil; ne kadar satarsan o kadar değer­lisin. Şiirin doğasına aykırı olsa da böyle bu.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

a)

Yayınevlerinin, şiir kitaplarının az ya da çok satılmasını bugünkünden farklı değerlendirdiğine

b)

Eski şairlerin daha başarılı ve kalıcı şiir­ler yazdığına

c)

Günümüzde çok satmamın bir başarı öl­çütü sayıldığına

d)

Şiirin, küçük yayınevlerinde ve az satılan dergilerde yer almasının şiirin yapısıyla ilgili olduğuna

e)

Eski şairlerin şiirin kalitesi konusunda daha duyarlı olduğuna

2.

(I) Dünyanın birçok büyük kenti hayvanat bahçesi ile ünlüdür. (II) Ama bu hayvanat bahçeleri birer hayvan hapishanesinden başka bir şey değil. (III) Üstelik bu "mah­kumların tek suçu hayvan olmalarıdır. (IV) Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor. (V) Hayvanlar kendi doğal ortamlarında yaşa­malı. (VI) Hayvanları kendi ortamının ev sa­hipliğinde ziyaret etmek ve gözlemlemek en güzeli.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla­ması uygun olur?

a)

II

b)

III

c)

IV

d)

V

e)

VI

3.

İnsan, doğduğu saatten öleceği saate kadar severek, kavga ederek, cephelerde çarpışa­rak, hastalanarak yaşar. Yaşadıkları, o istese de istemese de varlığındaki derin kuyularda birikir. Birikenleri bir sonuca varmak amacıy­la sıraladığında da "yaşam tarihi"nin belirdi­ğini görür. Bu insanlardan biri, yüreğinden yükselen fokurtularla, bu fokurtuları değer­lendiren bir yeteneğin itmesiyle yazarlığa so­yunursa, kuyularında birikenlere ve başkala­rının biriktirdiğine uzanmak durumundadır.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı­dakilerden hangisidir?

a)

İnsan düşüncesi, doğumla ölüm arasın­da değişebilen bir özellik taşır.

b)

Bir sanatçının yapıtlarında anlattığı şey­lerin kaynağı, yaşadıklarından çok, ken­di yaratma gücüdür.

c)

Yaşamın zenginleşmesi, yüzyıllar boyu oluşan kültür birikimiyle gerçekleşir.

d)

Her yazar yaşamdan edinilen bilgi ve bi­rikimle beslenir.

e)

Bir sanatçının başarısı, yaşadığı günlerin hakkını verebilmesine bağlıdır.

4.

Edebiyat eğitimi ta başından beri yanlış yol­da bizde. Yetişme çağındakileri edebiyattan soğutucu, okuma isteklerini kırıcı bir progra­mımız var. Genelde edebiyat dersleri, edebi­yat tarihi biçiminde uygulanıyor. Türkoloji bölümünde yetişen öğretmenler, Divan ede­biyatı dönemine, "aruz"a takılıp takılıyor. Uy­gulama derslerinde, bir türlü Cumhuriyet dö­nemi edebiyatına gelemiyorlar...

Bu parçanın bütününde vurgulanmak is­tenen aşağıdakilerden hangisidir?

a)

Okullardaki edebiyat programlarının tüm dönemleri kapsamadığı

b)

Edebiyat tarihi derslerinin verimsiz ve sı­kıcı geçtiği

c)

Gençlerin ilgisini çekmeyen ezberci bir edebiyat eğitimi verildiği

d)

Edebiyat eğitimine gereken önemin ve­rilmediği

e)

Edebiyat eğitimi programlarının dar kap­samlı ve çok klasik olduğu

5.

Cemal Süreya, benim aşağı yukarı bütün öy­külerimde kendi yaşadıklarımı, kendi serüve­nimi anlattığımı söylüyor. Onun bu sözlerin­de, bir doğrunun üzerine gidilmesinden çok öykülerimin içeriğine yöneltilmiş bir eleştiri var. Bunu da bir kusur gibi göstermek iste­miştir. Oysa Tolstoy, Dostoyevski, Gorki, Steinbeck, Kazancakis ve bizden Sait Faik, Orhan Kemal, Tarık Dursun K., Demir Özlü gibi yazarlar, hem yaşadıklarını, hem de ya­şamın geniş havuzunda toplanan insanlığın ortak birikiminden seçtiklerini koymuşlardır roman ve öykülerine. Şimdi bunlar kusurlu yazarlar mıdır?

Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangi­sine karşı çıkmaktadır?

a)

Roman ve öykünün sadece düş gücüyle oluşturulmasına

b)

Yaşamı olduğu gibi ele alan yazarların hor görülmesine

c)

Eleştirilerde eserden çok, kişiliğin hedef alınmasına

d)

Yaşamını sanatına yansıtan yazarların küçümsenmesine

e)

Edebiyat yapıtlarının içeriklerine göre değerlendirilmesine

6.

12. yüzyılda, süslenecek metinin içeriğiyle uyumlu minyatürler yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avru­pa'da çok güzel ve görkemli minyatürler ya­pıldı. Bundan sonra minyatür daha çok ma­dalyonların üzerine portre yapmak için kulla­nıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapı­lan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra min­yatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte, dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sa­nat olarak sürdürüldü.

Bu parçada minyatürle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?

a)

Yapıldığı yüzyılı farklı özellikleriyle yan­sıttığından

b)

Nitelik değiştirerek varlığını yüzyıllarca sürdürdüğünden

c)

Her zaman aynı nesneler üzerine yapıl­madığından

d)

Kendisine duyulan ilginin zamanla azal­dığından

e)

Bir dönem, verilen örneklerin çok etkile­yici olduğundan

7.

Ben, toplumsal ve bireysel yaşamlarımızdaki durumları, yaşamın gürültü patırtısını, uğul­tusunu, bulanık ve duru akışlarını atılgan, okuru allak bullak eden, hop oturtup hop kaldırtan bir dille anlatmayı görev edinmiş biriyim. Bu nedenle çevreme baktığımda be­ni izleyebilen ya da yaşamın bereketini öyküleştirmek amacıyla benim kadar didinen bir kimseyi göremiyorum. Bu yüzden bana yakın hiç kimse yoktur bizde; ama dünyada benim yakınlarında olmak istediğim yazarlar çoktur. Bunların en başlarında da Dostoyevski gelir.

Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle­yen sanatçıyla ilgili bir özellik değildir?

a)

Dinamik ve çarpıcı bir üslupla yazmayı ilke edinme

b)

Değerinin zamanla anlaşılacağını düşün­me

c)

Başarılı yabancı yazarlara imrenme

d)

Öykülerinde yaşamdan değişik kesitler sunma

e)

Kendi alanındaki yazarların uğraşını kü­çümseme

8.

..... Aynı zamanda roman, deneme, şiir ve makale de okur. Yabancı ülkelerdeki okur­larla bizim okurlarımız arasında bir benzerlik vardır. "Okuyucu, her şeyi okur." Bütün tür­lerin izleyicisi, seçicisi, yaşatıcısıdır o. Ve özel olarak bir öykü okuru yetiştirilmemiştir. Ayrıca, yetiştirilebilir mi bilmiyorum. Bunu tartışmak gerek.

Düşüncenin akışına göre bu parçanın ba­şına aşağıdakilerden hangisi getirilmeli­dir?

a)

Öykü okuru, yerli ve yabancı ayrımı yap­maz.

b)

Öykü okuyucusu benim öykülerime ya­bancı değildir.

c)

Bizim okurumuz yalnızca düzyazı me­raklısı değildir.

d)

Bizim okurumuz sadece öykü okuyan bir okur değildir.

e)

Her öykücü kendi okurunu yetiştirir.

9.

. Kültür yayıncılığımız, piyasa olmaktan çıkıp sektörleşme gayretleri içinde. O yüzden me­ta olan yayımlanıyor. Satabilecek şairler, ya­yınevi bulmakta zorluk çekmiyorlar. Benim durumum ayrı, ben dik başlı olduğum için cezalandırılıyorum. Benim ayarımda, hatta çok daha aşağılardaki şairlere teklif geliyor. Ama bana Allah'ın bir kulu teklifte bulunmu­yor. Benim bundan yakındığım anlaşılmasın. Son yıllarda üç ülkede kitabım yayımlandı. Gerekirse entelektüel göç yaparım, yine de boyun eğmem.

Şairin bu sözlerinden, kendisiyle ilgili ola­rak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

a)

Yayıncılık politikalarından memnun ol­madığı

b)

Tavır ve davranışlarından ödün vermedi­ği

c)

Kendisine yapılan haksızlıklardan şika­yetçi olmadığı

d)

Şiirle uğraşmayı her şeyin üstünde tut­tuğu

e)

Tutumundan dolayı cezalandırıldığını düşündüğü

10.

. Edebiyatımızın daha da gelişmesi için sanat­çılar, işçinin, köylünün yaşamına daha çok katılmalı; oradan edinecekleri zengin izle­nimlerle yeni yapıtlar oluşturmalı. Köy yaşa­mının verilmesinde son yıllarda bir ölçüde başarılı olunmuş; ancak işçi yaşamı henüz yeteri kadar ele alınmamıştır. Genç sanatçı­ların buna yönelmeleri çok yerinde olacaktır. Ancak, bu sorunlara eğilecek sanatçıların estetik titizliklerini artırmaları gerekiyor. Bu noktada açık verenler, ne topluma ne de edebiyata yararlı olabilirler.

Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

a)

Genç sanatçıların toplumsal sorunlara duyarsız kaldıkları

b)

Estetik kaygıdan yoksun eserlerin, kalıcı olamayacağı

c)

Emeği anlatma amacı taşımayan eserle­rin edebi değerinin olmadığı

d)

Sanat değeri tartışılan eserlerin, toplu­ma yarar sağlamayacağı

e)

Edebiyatın, toplumsal sorunları günde­me tutmada önemli bir işlevi olduğu

11.

. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçe’nin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan, Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçe’nin sözdizimi özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçe’nin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor.

Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?

a)

Türkçe’nin yabancı dillerin etkisinden kurtulmalıdır.

b)

Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir.

c)

Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir.

d)

Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan kurtulmamız gerekir.

e)

Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin göstergesidir.

12.

Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas aldığı için onun eserlerindeki kahramanlar insanı her yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar, kahramanlarının mizacı ve psikolojileri üzerinde yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini tarafsız bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

a)

Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde tanıtmıştır.

b)

Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal yönleri üzerinde de durmuştur.

c)

Halit Ziya’nın eserlerinde toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkündür.

d)

Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz.

e)

Halit Ziya’nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam kötüdür.

13.

Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

a)

Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.

b)

Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.

c)

Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.

d)

Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.

e)

Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.

14.

Türk kültür hayatındaki son on - on iki yıllık gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin reformlarıyla başlayan dönem Türkiye’de Doğu - İslam müesseseleriyle Avrupa’dan müesseselerin yan yana yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası olan ikililiğe son vermiş, Türkleri kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti çevresine sokmuştur.

Yukarıdaki paragraftan “Türk kültür hayatı”yla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

a)

Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı alanlarda ikililiğe yol açmıştır.

b)

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür öğeleri bir arada devam etmiştir.

c)

Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan sonra ikililik yaşanmıştır.

d)

Türkiye’de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır.

e)

Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten sonraki reformların sayesinde olmuştur.

15.

Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan. Kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk… Çoğu şairde göremeyeceğimiz bir üslup… Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah’ın rahmeti üzerine olsun...

Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

a)

Şair Türk edebiyatının en büyük şairiydi.

b)

Doğruluktan yana olan bir şairdi.

c)

Üslubu birçok şairden farklıdır.

d)

Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir.

e)

Kendi alanında önde gelen bir şairdir.

16.

Türkçe’nin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçe’nin verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk’tur. Bu söz Türkçe’den İngilizce’ye geçen köşk sözüdür. İngilizce’de kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalıdır.Dil gerek duyduğu sözleri,karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.

Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

a)

Türkçe’den yabancı dillere sözcükler verilmiştir.

b)

Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak derecede olmamalıdır.

c)

Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak tekrar karşımıza çıkmıştır.

d)

Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir.

e)

Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.

17.

Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak gösterilen eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin sahnelenmeleri çok dikkatli bir çalışma gerektirir. Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan atmosfere ve dil yapısına sadık kalmak esastır. Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve meseleye bir sarraf hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

a)

Klasik eserler kalıcı eserlerdir.

b)

Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır.

c)

Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel yapısının bozulmamasına dikkat edilmelidir.

d)

Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını sürdüreceklerdir.

e)

Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas davranılmalıdır.

18.

Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar; evimizde oturup düzgün uyaklı, Nedim ağzından gazeller yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı eğlendirmek hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi katılaşmış eline sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız ayağıyla Türk topraklarının göbeğine basan yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak, yapmasını istediğimizi ona kolayca anlatmaktır.

Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a)

Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir.

b)

Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir.

c)

Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını düşünmektedir.

d)

Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir.

e)

Dilin değişmemesi taraftarıdır.

19.

Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj yapmalarını modern toplumun, çağdaş insanın kadın üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında kadınlar hep kendini saklamak, kendini insanlara beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların bu baskıdan kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının değişmesiyle mümkün olacaktır.

Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?

a)

Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda küçük düşürmektedir.

b)

Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha güzel hisseder.

c)

Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ vardır.

d)

Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman ön planda olmuştur.

e)

Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına gerek yoktur.

20.

Batılılaşmak Osmanlı’dan miras kalan ve Türkiye’nin de bir türlü dindiremediği iki yüzyıllık bir sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak için en somut adımların atıldığı bir tarihsel dilime rastlıyor. Avrupa Birliği’ne katılmak amacıyla peş peşe uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız antidemokratik uygulamaları kınayanlar Avrupa Birliği taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye’de Avrupa Birliği’nin getireceği ekonomik artılar ve eksiler tartışılıyor. 3 Ekim’den sonra müzakerelerin başlamasıyla ve tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır.

Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

a)

Batılılaşma yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir.

b)

Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar atılmaktadır.

c)

Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin tam üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılmaktadır.

d)

Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine dayanmaktadır.

e)

Avrupa Birliği taraftarları Türkiye’deki antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.

21.

Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti. Selanik’te başlayan, kökenini halkın dil bilincinde ve konuşma dilinde bulan sade lisan akımı, beslenip gelişerek, yirmi yılda Osmanlıca’yı tahtından indirdi. Yüzyıllar içerisinde oluşmuş, üç kıtaya dallarını uzatmış bir yazı dilinin bu kadar kolaylıkla ortadan kalkması üzerinde yeterince durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini sanmıyorum.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

a)

Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan kalkmıştır.

b)

Sade dil akımı konuşma diline yakındır.

c)

Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır.

d)

Osmanlıca’nın oluşumu kısa bir zaman almıştır.

e)

Osmanlıca’nın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.

22.

Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri incelendiğinde, insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara göre eğitilmemiş olduğu görülür. Gelişmiş milletlerin gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi güçler bir gün kaybedilebilir. Onun için bir ulusun yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı yatırımdır.

Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

a)

Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına

b)

Ticarette yeni atılımlar yapılmasına

c)

Ekonomik alanda reformlara

d)

Eğitim seviyesinin yükseltilmesine

e)

Sanayileşme hızının arttırılmasına