WorksheetsParagraf
Total questions: 11
Worksheet time: 22mins
Edebiyat; hava gibi, su gibi, güneş gibi, toprak gibi vazgeçilmezdi. Onunla yatılıp onunla kalkılıyordu ve yaratıcı gücünün sonsuzluğuna, edebiyatın insanı insan yapma büyüsüne İnanılıyordu. Toplumun yozlaşmaya ve her şeyin parayla ölçüldüğü, bilgi ve kültüre duyulan saygının, kredi kartlarına, görselliğe yönelmeye başladığı yıllarda, edebiyat "Bir işlevi yok." düşüncesiyle gazetelerden kovuldu. Edebiyat kovulunca da gazeteler çirkinleşti, gazetelerle birlikte dil de espri de düşünce de sığlaşıp yüceliğini yitirdi.
Bu parçaya dayanılarak, edebiyatla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varılamaz?
Ticari bir getirişi olmadığı gerekçesiyle gazetelerden uzaklaştırıldığına
Bir zamanlar yaşamın her alanında varlığını hissettirdiğine
Kendini yenileyemediği için ilgi görmediğine
İkinci plana itildiği için, dil, düşünce ve espri kalitesinin düştüğüne
Ticari zihniyetin egemen olmaya başlamasıyla etkisini yitirdiğine
Türkçe benim biricik vatanım, memleketim, evim. Nereye gitsem, onu da beraberimde götürürüm. Ben Türkçeye tutkunum. Uzun yıllar Fransızca öğretmenliği yaptım. Fransızcayı da çok rahat konuşurum. Biraz İngilizce okudum, derken dört yıl İtalyanca kurslarına gittim, İtalyanca öğrendim. Bir parçacık da Almancaya el attım. Ama benim için Türkçenin yeri başka. Her insan kendi dilini sever; ama bence Türkçe dünya dillerinin en güzellerinden biri.
Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyleyen yazara ait bir özellik değildir?
Yabancı dil öğrenmeye yatkın olma
Anadil bilincine sahip olma
Türkçeyi diğer dillerden üstün tutma
Anadilini hayatının vazgeçilmezlerinden sayma
Yabancı dilleri çok etkili kullanma
Gülhane Hayvanat Bahçesi'ne herkes gibi ilk olarak ailece gitmiştik. Zürafayı ve maymunları çok iyi hatırlıyorum. Alay Köşkü'nü uzun uzun incelemiş ve sonra parkın serinliğine kendimi bırakmıştım. Ama bu geziden bir türlü mutlu olamamıştım. Pislik içindeki küçük kafeslerinde sinir hastası olmuş aslanlar, maymunlar, domuzlar ve kediler görmekten içim daralmıştı. Her yer dışkı kokuyor ve her yer kaybedilen özgürlüğün ağıtını söylüyordu.
Bu parçada dile getirilmek istenen duygu ya da davranış aşağıdakilerden hangisidir?
Pişmanlık
Şaşırma
Düş kırıklığına uğrama
Umursamama
Utanç duyma
I) Resimde ele alınan konu çok çeşitli olabilir. (II) Sanatçı doğayı, sosyal, dini ya da ideolojik bir temayı, bilineni ya da bilinmeyeni ele alıp tuvaline taşıyabilir. (III) Zaten böyle bir özgürlüğe sahip değilse üretmiş olduğu eserin, sanat değeri taşıyıp taşımadığı tartışılır. (IV) Önemli olan sanatçının eserinde kendini anlatabilmesi, izleyenin eserde sanatçıyı görebilmesidir. (V) Bu nedenle konu, resmin temel öğelerinden biri değildir; sadece sanatçının iç dünyasını yüzeye aktarabilmesinde bir aracıdır.
Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı numaralanmış tümcelerden hangisidir?
I.
II.
III.
IV.
V.
Benim hiçbir öykümde önceden belirlenmiş bir iskelet olmadı. Roman üzerinde istediğim zaman çalışabilmeme karşın, öykünün "eşref saati"ni beklemem gerekirdi hep. Masanın başına oturup "Biraz öykü çalışayım." diyemedim hiç. Buna kalkıştığımda ise altını imzalamayacağım çok kötü şeyler yazdığımı gördüm. ........
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
Roman, öykü gibi yazma süreci içinde oluşmuyor.
Roman, yazarın duygu dünyasını hiçbir zaman öykü kadar yansıtamaz.
Öykünün iletisi, romanınki gibi baştan belli değildir.
Öyküyle romanın yazılma sürecindeki asıl fark bu bence.
Öyküde olay ve kişi sayısı sınırlıdır, romana göre daha azdır.
Türkiye, bazı tarihi nedenlerle uygarlık yarışına geç girmiş, büyük kültürel kopukluklar yaşamış bir ülke. Bu gecikmenin sancıları da çok uzun sürmüştür. Türk şair ve yazarları, bu büyük kopukluğun derin acılarını, izlerini yaşıyor hâlâ. Bugün Türk edebiyatında haddinden fazla bireycilik ve son derece köksüz bir toplumculuk var. Sanki uzayda yaşıyor şair ve yazarlarımız. Halbuki bireycilik de toplumculuk gibi kültürel kökleri olması gereken bir olgudur.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Türkiye'nin yaşadığı kültürel kopuklukların, sanat ve edebiyata yansıtamadığına
Türkiye'de tarihi nedenlerle toplumculuk olgusunun pek gelişmediğine
Türkiye'de kültürel kökleri olmayan bir bireycilik anlayışının gelişmiş olduğuna
Şair ve yazarlarımızın, kimi gerçeklere yabancı kaldığına
Türkiye'nin uygarlık yarışına geç başlamış bir ülke olduğuna
Bunlar gençlerin pek hoşuna gitmediyse, oturup biraz düşünmelerinde büyük yarar var. Tabii, eğer öykü yazmak, Türk öykücülüğüne katkıda bulunmak istiyorlarsa... Günümüzün öykücüleri arasında bu eleştirilerin dışında tutulması gereken, birikimli, yetkin, ilerde çok daha özgün öyküler yazacak olanlar da var; ama genele baktığımızda durum pek iç açıcı değil.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
Eleştirmenler niçin pek sevilmiyor?
Öykücülüğümüzün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Şiir gibi, öykü de ölüyor mu?
Genç öykücülere dönük bu eleştirileriniz biraz sert değil mi?
Sizce genç öykücüler ürünlerini kalıcı kılmak için nelere dikkat etmelidir?
Ne zaman bir roman yazsam birileri, en çok da annem, "Şöyle bir aşk romanı yazsana!" derdi. Hep günün birinde ana teması aşk olan bir roman yazmayı düşünmüştüm. "Zamanın Manzarası" öyle çıktı ortaya. Ama bizim gibi yazarlar, insanın yazgısını merak eden, o tür konularla akrabalık kurmuş yazarlar, aşkı da yazsalar, yanına başka bir sürü konu koyuyorlar.
Bu parçadan, aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Romanlar genellikle okurun beklentilerine göre biçimlenir.
Sıradan okurlar, aşk romanlarından daha çok hoşlanırlar.
Sadece aşk temasını işlemek güçlü romancılara özgüdür.
Romancının asıl görevi insanın kaderini araştırmaktır.
Romanı tek bir konu üzerine kurmak yazarın elinde değildir.
Bazı kökler vardır ki insanlık tarihiyle ilgilidir. Düşünce tarihiyle, ülkelerin kimliğiyle, kültürüyle, insanın var oluşuyla ilgilidir. Has şiirin kökleri de böyledir. Böyle değilse zaten o şiir yaşama veda eder. Şair, insanlığın bütünü içinde yer aldığı hissine sahip değilse, bu duyguyla yazmıyorsa, bana göre boşluktadır; bir yer edinemez edebiyatta.
Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıkarılamaz?
İnsanlık durumuyla ilgili olmayan şiirin yaşama şansı yoktur.
Bir şairin edebiyattaki yeri ve değeri nerede durduğuna bağlıdır
Şiirin kökleri, öteki sanatlardan daha eskiye uzanır.
insanlığın bütününe ait bir duygudan yoksun bir şair kalıcı olamaz.
İyi şiir, insanlığın kültürel birikiminden izler taşır.
Ben çok küçükken, yani çocukların itfaiyeci ya da pilot olmak istedikleri dönemde, büyüyünce bir şey icat etmek, ya da bir şey keşfetmek isterdim. Bu nedenle de idealim, bir makine icat edebilmek için makine mühendisi ya da bir ilaç keşfedebilmek için biyolog falan olmaktı. Sanıyorum, bu isteğimin arka planında, insanlığa hizmet ederek tarihe geçmek arzusu vardı. Bunu, biraz bilinçlenince daha iyi anladım.
Bu paragrafta kendinden söz eden kişi için aşağıdaki niteliklerden hangisi en uygun düşer?
Düş kırıklığına uğrayan
Bilgi edinmekle övünen
Bilme önemli hizmetleri olan
Güçlü bir belleğe sahip olan
Mesleğinde ünlü biri olmayı düşleyen
Yazılarımdaki şiirsellik; sıcaklık kendime karşı dürüst olmaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Kendimi aldatırsam okurlarımı da aldatmış olurum. Okurlarım bana inanıyor, ben de inandığım şeyleri yazıyorum. Modaya uymak, tribünlere oynamak, herkesin hoşlanacağı şeyler yazmak gibi kaygılarım yok.
Böyle konuşan bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Bilgi birikimiyle övünen
Kendine ait değer ölçüleri olan
Kendisini sürekli yenilemek isteyen
Gerçekleştirmek istediği düşleri olan
Okurlarının beğenisine güvenen
