NEW
Font size
WorksheetsTÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
Total questions: 20
Worksheet time: 20mins
Çeviriye, yazarlığa hazırlık olsun diye başladım. Sonunda çevirinin de bir tür yaratıcılık olduğunu kavradım. Ancak yaratıcılığın, çeviri yapmak için yeterli olmadığını gördüm. Yaratıcılığın yanı sıra Türkçenin de çok iyi bilinmesi gerektiği düşüncesine vardım. Çünkü bir çevirmen, yabancı dili çok iyi bilse de, yapıtı sözcüğü sözcüğüne çevirse de Türkçenin havasını, suyunu, kokusunu bilmiyorsa yazarı dilimize nasıl buyur edebilir?
Bu parçaya göre, çeviride başarılı olmanın koşullarından biri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yazma denemeleri yapma
B) Çeviride sınırlamadan kaçınma
C) Tıpatıp çevirinin sakıncasını bilme
D) Türkçenin inceliklerini tanıma
E) Uzun bir hazırlık dönemi yaşama
İlk hikâyemle dört yüz hikayeci arasından birinci seçilmek bana büyük bir sorumluluk yüklemişti. Artık hep daha mükemmelini yazmak zorunluluğunu duyuyordum. Bu da benim ürün vermemi güçleştiriyordu. Hikâyelerimi çok beğenen bir sanatçı arkadaşım, bir gün bana çok seyrek yazdığım için sitem etti; beni yeni ürünler yayımlamadığım için âdeta sıkıştırdı: "Sen yaz; ne olursa olsun yaz; eskiyi düşünme. Ne yaptık ki bozulmasından korkuyoruz?" dedi. Çok hoşuma gittiği için bu sözü kitabımın başına koydum.
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine varılabilir?
A) Yarışmalar yazarların tutumunu olumsuz yönde etkiler.
B) Her yazarın, ulaşabileceği belli bir başarı düzeyi vardır.
C) Yazarın başarısı, içinde bulunduğu ortama bağlıdır.
D) Kendisini aşmak, kusursuzu aramak isteği sanatçının verimini azaltır.
E) Kendisini hep başkalarıyla karşılaştıran bir yazar umutsuzluğa düşer.
Okuduğumuz romanlar, öyküler, şiirler; seyrettiğimiz oyunlar, filmler; dinlediğimiz müzik parçalan bizi bireysellikten kurtarıp başka insanların yaşayışları ile bütünleştiriyor. O insanların iç dünyalarını bize açarak yaşamımızı zenginleştiriyor, bizi tek boyutluluktan kurtarıyor. Diğer insanlarla, doğal ve toplumsal çevremizle kaynaştırıyor bizi.
Bu sözler, aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiş olabilir?
A) Neden eğlenmek, oyalanmak, hoşça vakit geçirmek isteriz?
B) Neden kitap okur, oyun seyreder, müzik dinleriz?
C) İnsanlar, başkalarının düşüncelerini, yaşamlarını neden merak ederler?
D) İnsanlar neden kendi yaşamlarından uzaklaşmak isterler?
E) Okuduğumuz romanlarda, izlediğimiz oyunlarda niçin kendimizi ararız?
Millî edebiyat akımının başlattığı hareketlerden biri de bize özgü masalları, destanları, halk hikâyelerini yeniden canlandırma ve değerlendirme çabası olmuştur. Ziya Gökalp, Türk masallarını yeniden işlemiş; Ömer Seyfettin masallardan, efsanelerden konular almış; Fuat Köprülü, Nasrettin Hoca fıkralarını koşuk biçiminde yazmıştır. Daha sonraki kuşaklar da bu girişimi günümüze kadar sürdürmüşlerdir.
Bu parçada Millî edebiyat akımının hangi özelliği vurgulanmaktadır?
A) Konuşma diline yönelme
B) Halkın hoşlanacağı konuları seçme
C) Gülünç olaylara yer verme
D) Kendi kaynaklarımızdan yararlanma
E) Nesir çalışmalarına ağırlık verme
Edebiyatta olup bitenleri, edebiyatın canlılığını yazarın verimliliğini hatta yapıtlarının basan: ya da başarısızlığını kuşaklarla, yaşla değerlendirmek çoğu zaman bizi yanlışlığa götürür. Dostoyevski en büyük iki yapıtından birini, "Karamazof Kardeşler"i ölmeden hemen önce bitirdi, Thomas Mann ise gene en büyük iki yapıtından olan, "Buddenbrook Ailesi"ni bitirdiğinde yirmi altı yaşındaydı. Bu iki yazar da ömürlerinin erken ve geç dönemlerinde başka birçok kitap yazdılar.
Bu örnekler bize-------------------
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Yazarların, yeni dünyalar kurma çabasıyla sürekli bir arayış içinde olduklarını gösteriyor.
B) Bir yazarın yapıtlarının hep birbirine be meşinin yaratabileceği güçlükleri hatırlatıyor.
C) Yazarların, yazma ve yaratma gücünün yaşla açıklanmayacak bir olgu olduğunu gösteriyor.
D) Yazarların kimi dönemlerde kalıcı ürünler verdiğini; ancak bunu sürdürmenin güç olduğunu kanıtlıyor.
E) Yazarların, yeni konular bulduklarından çok çalışmaları gerektiğini yansıtıyor.
(I) Romanlar vardır, daha ilk sayfasında olay örgüsünün çekim alanı içine alır okurunu. (II) Kan basıncını yükselten heyecanlar yaratır okurda. (III) Kimi romanlar da vardır, dilsel örüntüsüyle okurun aklına olduğu kadar yüreğine de seslenme yolunu seçer. (IV) Romanda özgünlük, derinlik çok yönlülük aranır. (V) Daha doğrusu, okurun, okuma eylemine tüm varlığıyla katılımını sağlar. (VI) En yüksek coşkuları, estetik tutkulara dönüştürür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II.
B) III.
C) IV.
D) V.
E) VI.
Babalarla, çocukların birbirini anlayamadığı kimi dönemler vardır. Böyle bir dönemden ben de geçtim. Bugün artık hayatta olmayan babamla ilişkilerim, yaşamımdaki en büyük üzüntülerden biridir. Çünkü o zamanlar, dünya görüşüyle benim karşımda yer almıştı; ama hiçbir zaman beni reddetmedi tersine anlamaya çalıştı. Bense onun o görüşte olmasını kabul edemedim.
Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilirse konuşan kişinin "pişman" olduğu anlaşılır?
A) Aslında, farklı düşünse de hoşgörülü olabilirmiş insan.
B) Bunda çevremin de etili olduğunu anladım.
C) Babamın öyle biri olması, beni ondan uzaklaştırıyordu.
D) Çünkü ben gençtim ve doğruları yalnız ben görebiliyordum.
E) Her sorunun, kendine özgü bir çözümü vardır.
(I) Dünya edebiyatında ve Türk edebiyatında yazarlara ve öteki sanatçılara ait önemli mektuplar var. (II) Yazınsal değer taşıyan bu mektuplar, o yazarların gizli dünyalarını da açar bize. (III) Bunlar, okuyana her dönemde yeni yeni tatlar verir. (IV) Sanatçıların ya da yazarların birbirlerine yazdıkları mektuplar kitaplaşınca artık onların malı olmaktan çıkar. (V) Kişisellikten kurtulur, toplumsal işlev yüklenmeye başlar. (VI) İki sanatçının özel, gizli ürünleri olma niteliğini yitirir, kitlelerin ortak malı olur. (VII) Yığınlara seslenir, iletilerini yüksek sesle dile getirir.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) II.
B) III.
C) IV.
D) V.
E) VI
Okurlarını bilgilendirmekle birlikte onları kendi düşüncelerine göre yönlendirmekten kaçınan bir eleştirmendir. Ele aldığı kitabın niteliklerini sıralar fakat onunla ilgili öznel yorumlardan kaçınır. Dana doğrusu, yapıtla ilgili kesin bir yargıya varmayı okurlarına bırakır. Bu tutum................
Bu parçanın son cümlesi, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) Bilinçli bir okur kitlesinin oluşmasını sağlar.
B) Onun, bilgilerine güvenmediğini gösterir.
C) Yazarın, geniş okur kitlelerince anlaşamamasına neden olur.
D) Okurun, okuma zevkini köreltir.
E) Onun, kişiliğine olan saygıyı azaltır.
O, kendine özgü dil anlayışı olan bir yazardır. Yöresel sözcükleri, deyimleri sere serpe kullanmasının yanında yeni yeni yaratımlara da başvurur. İkilemelere, pekiştirmelere, çağrışım gücü zengin sözcüklere sıkça yer vermesi............
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) Dilinin zenginliğini, anlatımının renkliliğini ve çeşitliliğini belirtir.
B) Onun, anlatımında Türkçenin söz varlığından nasıl yararlandığını gösterir.
C) Anlatımını tekdüzelikten kurtarır, ona akıcılık ve hareket kazandırır.
D) Türkçenin sunduğu birçok olanaktan yararlandığını gösterir.
E) Dille birlikte, ele aldığı sorunlar üzerinde de yoğunlaştığını gösterir.
(I) Toplumsal gerçekleri sanatın imbiğinden geçirmeden, giydirip kuşatmadan yansıtmak, sanat değildir. (II) Bunu söylemeye bile gerek yok. (III) Sanatın aynasını, insanlar üzerine tutmak, toplumsal gerçekler üzerine tutmak benim için bir insanlık borcudur. (IV) Bu, aynı zamanda görevim hatta var oluş nedenimdir. (V) Sanatçı aynasını, kendisini bugünlere getiren toplumun üzerine tutmayıp da neyin, kimin üzerine tutacak?
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisinin yerine "Bu bilinen bir gerçek." cümlesi getirilirse parçanın anlam akışı değişmez?
A)I.
B) II.
C) III.
D) IV.
E) V.
(I) Evimiz dere boyundaydı. (II) Kış aylarında ve baharlarda, evin içinde, avluda dolaşırken dışarıda akan derenin sesini duyardık. (III) Derenin tahta köprülerinden biri evimizin dört - beş adım yukarısındaydı. (IV) Derenin iki yanında yükselen tepelerin sırtları, alabildiğince gür çam, meşe koruluklarıyla örtülüydü. (V) Köprüyü geçince, karşıda mahallenin fırını, fırının az ötesinde de Kurşunlu Cami vardı. (VI) Cami ile fırının yakınında tahta pancurlu, küçük pencerelerinde fesleğen, sardunya saksıları dizili, kireçle badanalanmış evler sıralıydı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II.
B) III.
C) IV.
D) V.
E) VI.
..................Her şeyden önce, sanatçının, baş kişisi kadın olan tek romanıdır. Romanın hemen tümü, kahramanın güncesinden oluşmakta ve yaşadığı olaylar birinci tekil kişi olarak onun bakış açısından anlatılmaktadır. Ayrıca, genellikle ele aldığı kentli aydın tipleriyle tanıdığımız yazarın bu yapıtının kahramanı bir köylü kızıdır. Bu kızın köydeki yaşantısı belgesel sayılabilecek ayrıntılarla işlenmiştir.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sanatçı, bu yapıtında yerellikten yola çıkarak evrenselliğe ulaşabilen bir yazar olma özelliğini korumuştur.
B) Bu roman, birçok yönüyle sanatçının öteki romanlarından oldukça farklı özellikler taşıyor.
C) Bu romanın kahramanı, gelişme çağında kentli ailelerin yanına evlatlık verilen bir köylü kızıdır.
D) Bu romanda yazar, eğitim düzeyi çok düşük bir köylü kızının konuşmasını, doğallığını bozmadan, ustalıkla işliyor.
E) Sanatçı bu romanda, kent insanıyla kırsal kökenli insanların ilişkilerindeki çelişkileri, ikiyüzlülükleri sergiliyor.
(I) Garip hareketi üç şairin adıyla anılır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. (II)Bu üç şair, başlangıçta konuşma dilinin yalınlığı içinde yaşama sevincini, günlük hayatı, küçük adamın dertlerini konu edinir. (III) Garip hareketini kısa sürede yaygınlaştırır. (IV) Melih Cevdet,Oktay Rıfat yeni denemelerle kendilerine özgü bir şiire yönelirler. (V) Orhan Veli de ikinci kitabı "Vazgeçemediğim"den başlayarak şiiri değiştirir.
Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Ancak zamanla bu üç şairin şiir anlayışlarında bir değişme olur." cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?
A) I.
B) II.
C) III.
D) IV.
E) V.
Bu yazarımızın, anlattığı çevre ve kişiler hakkında geniş bilgisi vardır. Ama o, bunu hiçbir zaman açıkça gözler önüne sermez. Anlattıkları, buzdağının suyun üstünde kalan kısmı gibidir. Okur, zamanla buzdağının altında kalan kısmını fark eder ve yazarın asıl kimliğinin orada saklı olduğunu anlar.
Bu parçada anlatılmak istenenle aşağıdaki yargılardan hangisi arasında anlamca yakınlık vardır?
A) Her yazarın, olayları ve kişileri algılama biçimi farklıdır.
B) Kimi yazarlar, yapıtlarında kendilerini bütünüyle açığa vurmaktan kaçınır.
C) Bir yapıtı, her okur farklı biçimlerde algılayailir.
D) Okur, beğendiği yazarların yapıtlarından her okuyuşta değişik tatlar alır.
E) Kimi yazarlar, olayların değerlendirmesini
okura bırakarak ilgi çekmeye çalışır.
İstiyorum ki yazdıklarım insanlarımızın sorunlarını, özlemlerini anlatsın. Onların acılarını çektiklerini başkalarına duyurabilsin. Açıkçası, yaşamı değiştirsin, güzelleştirsin. Bu amaçla insanımızdan, ülkemizden kopmamaya çalışıyorum. Ancak yine de dergilerde yer verilmiyor şiirlerime Yayımlananlara bakıyorum, çoğu, toplum gerçeklerine kapalı; belli bir düşünceyi savunmuyor bir sorunu dile getirmiyor.
Bu parçada şair, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
A) Şiire özgü ilkelerin belirgin olmayışından
B) Şiirde, içerikten çok anlatımın öne çıkmasından
C) Şairlerin, ortak bir tutum izlemeyişinden
D) Yaşananları yansıtmayan şiirlerin ilgi görmesinden
E) Ozanların toplumu gereği gibi tanımlayışından
Ünlü yazar, genç yazara mektubunda şöyle diyordu: "Doğa betimlemelerinizde gerçek sanatçılara özgü bir çaba içindesiniz. Ancak 'deniz derin derin nefes alırken', 'ağaçlar hiç durmadan mırıldanırken' türünden betimlemeleriniz, anlatımı basmakalıplaştırıyor; bazen de anlaşılmaz durumlara sokuyor. Unutmamak gerekir ki, doğa betimlemelerinde güzellik, 'Güneş battı.', 'Yağmur başladı.' gibi cümlelerle elde edilir."
Bu parçaya göre, ünlü yazar genç yazara aşağıdakilerden hangisini önermektedir?
A) Ayrıntıları seçmede gözlemlerden yararlanmasını
B) Birbirini çağrıştıran sözcükleri kullanmasını
C) Anlatımda yalınlığa özen göstermesini
D) Varlıkları eylem içinde vermesini
E) Değişik anlatım biçimlerine yönelmesini
Tanzimat edebiyatı sanatçılarının ne yaptıklarından çok, ne yapmak istedikleri önemlidir. Halk için yazmaya çalışmışlardır; ama halk kökenli değillerdir. Bir yandan divan edebiyatının estetik anlayışından zevk alır, öte yandan Batı edebiyatının ürünlerine yönelirler. Yetiştikleri ortam gereği eskiden kopamazlar; ama onu sürekli eleştirirler. Şiirlerinde aynı konuları eski biçimde işlerler.
Bu parçanın bütününde Tanzimat edebiyat sanatçıları hangi açıdan eleştirilmektedir?
A) Halkı gereği gibi tanımamaları
B) Düşünceleri ile eylemlerinin birbirini tutmaması
C) Eski anlatım biçimlerini sürdürmeleri
D) Belirli konu kalıplarının dışına çıkmamaları
E) Divan edebiyatına tutkun olmaları
Öykülerimdeki anlatıcıyı ben olarak düşünmeseniz iyi olur. Bir öyküdeki sevgili, ille de yazarın sevgilisi değildir. Elbette birkaç küçük yaşantıdan, yaşanmış, gerçek anlardan da yola çıkarak öyküler, romanlar yazılabiliyor; ama yazarın çizdiği görüntülerin ille de yaşanmış olması gerekmez. Önemli olan, okuru, bu görüntülerin gerçekliğine inandırması, onu bu görüntülerin içine çekmesidir.
Bu parçaya göre, öykünün en önemli niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yazarın, başından geçenleri, başkalarının öyküsüymüş gibi anlatması
B) Yaşanmış olaylardan bir seçme yapılarak bunların anlatılması
C) Yazarın, yaşadıklarını değiştirerek vermesi
D) Gerçek olayların, gerçek olmadığı izlenimi bırakacak biçimde yansıtılması
E) Olayların, okuyucuda, yaşanmışlık duygusunu uyandıracak biçimde anlatılması
Kimi yazarlar, kendi yaratma yöntemlerini açıklarken gerçeğe her yönüyle bağlı kaldıklarını, gerçeği eksiksizce yansıtmayı yazarlığın temel ilkesi saydıklarını söylerler. Düşsellikten kaçındıklarını, söz arasında özellikle belirtmeye özen gösterirler. Yazdıklarıyla yaşananlar arasındaki ilişkiyi vurgulamaya çabalarlar. Dahası, bir romancıdan, öykücüden çok, bir tarihçi, toplumbilimci, ruhbilimci gibi davrandıklarını söyleyenler bile vardır.
Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada belirtilen görüşle uyumludur?
A) Bir sanat yapıtında yansıtılan gerçek, gerçeğin kendisi değil, törpülenmiş, cilalanmış bir görünümüdür.
B) Bir yapıtta yansıtılan gerçekleri yaşamla özdeşleştirmeye çalışmak, doğru bir tutum değildir.
C) Yaşamdan alınan öğeler, yazarın yüreğinde ve kafasında yeniden biçimlendirilmezse yazınsal bir yapıta dönüşemez.
D) Düş gücüyle oluşturulmamış bir yapıt, gerçek anlamda yazınsal bir yapıt sayılamaz.
E) Yapıtların, içerik yönünden yaşama sıkı sıkıya bağlı olması gerekir.
