NEW
Font size
Worksheets18-19. YÜZYIL FELSEFESİ
Total questions: 20
Worksheet time: 13mins
Hegel, varlığın temeline her şeyin özü olarak salt kavramsal yapıya sahip "Tin"i yani mutlak ruhu koyar. Hegel "Tin"i gelişen dinamik bir süreç olarak açıklar. Hem doğa hem de insan tez, antitez ve sentez sıralamasıyla işleyen diyalektik bir gelişme sonucunda ortaya çıkar. Hegel tez aşamasına akılsal kavramsal yapıdaki 'Tin'i, antitez aşamasına gerçeklikten yoksun duyusal dünyayı yani doğayı koyar. Doğanın çelişkili yapısı içinde tutsak kalan "Tin", özgürlüğünü kazanmak için insanla birlikte sentez aşamasına yükselir ve sonunda felsefi çabayla yeniden kavram haline dönüşerek kendine geri döner.
Parçada sözü edilen bu görüş aşağıdaki kavramlardan hangisi ile adlandırılır?
Diyalektik materyalizm
Mekanik materyalizm
Diyalektik idealizm
Öznel İdealizm
Dualizm
J. Locke, insan zihnine bilgilerin nereden geldiğini, zihnin nasıl dolduğunu ya da donatıldığını sorar. "Aklın ve bilginin bütün malzemelerine zihin nereden ve nasıl sahip olur?" sorusuna tek bir sözcükle cevap verir: "Deneyden." Ona göre, bütün bilgimiz deneyde temelini bulur ve kendisini deneyden türetir.
Bu parçadan hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
İnsanın bilgisinin kaynağı tecrübelerdir.
Zihnimizde deneyimden bağımsız bilgi yoktur.
Akıl yürütme yetisi deneyimle kazanılır.
Bilinen her şey sonradan kazanılmıştır.
Zihinde bulunan bazı kavramlar doğuştandır.
Aşağıda verilen durumlardan hangisi Kant’ın ödev ahlakı anlayışıyla örtüşmektedir?
Spor salonunda havuza bir çocuk düştü, arkadaşlarıma hava atmak için hemen suya atladım. İyi yüzme biliyorum, çocuğu havuzdan dışarı çıkardım.
Spor salonunda havuza bir çocuk düştü, salondaki cankurtaran olduğum için suya atladım ve çocuğu havuzdan dışarı çıkardım.
Spor salonunda havuza bir çocuk düştü, çocuğu kurtarmak amacıyla suya atladım ama çocuk paniğe kapıldığı için havuzdan dışarı çıkarmayı başaramadım.
Spor salonunda havuza bir çocuk düştü, Tanrı'nın hayrını kazanmak için hemen suya atladım, yüzme bilmiyorum çok şükür havuz derin değilmiş, çocuğu havuzdan dışarı çıkardım.
Spor salonunda havuza bir çocuk düştü, babası olduğum için hemen suya atladım iyi yüzme biliyorum, çocuğu havuzdan dışarı çıkardım.
J.J.Rousseau "İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur." sözüyle siyaset felsefesinin hangi problemini ele almaktadır?
Meşruiyetin kaynağı
Birey ile devlet ilişkisi
Egemenliğin kullanılış biçimleri
İktidarın kaynağı
Sivil toplumun ne olduğu
Rousseau'ya göre insanların tarım ve özel mülkiyetin ortaya çıkışından beri özgür yaşamalarının koşulu bir araya gelip kendi iradeleriyle bağlandıkları bir devlet kurmalarıdır. Bu genel bir uzlaşıdır.
Bu parçadan aşağıdaki ifadelerin hangisine ulaşılabilir?
Devletin doğal olarak var olduğu
Devletin toplum sözleşmesi ile ortaya çıktığı
Devletin bir hizmet organı olduğu
Devleti toplumun ileri gelen belirli bir kesiminin oluşturduğu
Devlet kurmanın kutsal bir görev olduğu
Rönesans ve Aydınlanma dönemleri ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?
Aydınlanma dönemi, Rönesans düşüncesinin ortaya çıkma sebebidir.
Her iki dönemin özeliklerinden biri de gelenekçiliktir.
Rönesans Aydınlanma’nın sonucudur.
Her ikisinin temel özelliği akılcılıktır.
Rönesans dinî bir değişimi ifade ettiği için Aydınlanmanın karşıtıdır.
Kant'ın “Prolegomena” adlı eserinde dile getirdiği idealizm görüşü, şeylerin varlığıyla ilgili değildi. Öyle olsaydı; şeyler, varlıklarından şüphe etmeye ve cisimler dünyasının varlığını reddetmeye müsait hale gelirdi. Şüpheyi bilgi alanında kullanması onu diğer idealizm görüşlerinden ayırır. Çünkü varlıklardan şüphe duymak ve onları reddetmek Kant'ın dile getirmediği şeylerdi. Onun şüphe ettiği nokta; bilginin konusu olan görünenlerin, şeylere ait bilgiyi verip vermediğidir.
Aşağıdaki ifadelerden hangisi Kant'ın bu görüşü ile uyuşmamaktadır?
İnsan düşüncesinden bağımsız bir varlık alanı vardır.
Varlık bilgisinin hakikati yansıttığına şüphe ile yaklaşılmalıdır.
Cisimler dünyasının varlığı kesindir.
Cisimlerin, varlıkların ve bunların özlerinin tam bilgisine ulaşılır.
Gerçekler dünyasının özlerini algılayamayız.
Montesquieu; yasaların ve olayların mahiyetinden kaynaklanan zorunluluklar olduğunu savunur. Ona göre yasaların nesnel bir yönü vardır, asla yöneticilerin keyfi tutumlarından kaynaklanmaz. Yasalar maddi ve manevi unsurlar tarafından belirlenir.
Aşağıdaki ifadelerden hangisi filozofun bu görüşüyle çelişmektedir?
Yasalar, belirli nedenlerin sonuçları olarak ortaya çıkarlar.
Halkın yaşama koşulları, örf ve adetler yasaları belirler.
Yöneticiler, kendi çıkarlarına uygun yasalar ortaya koyarlar.
İklim, toprakların zenginliği ve büyüklüğü yasaları belirler.
Yasalar rastlantıların değil belirli zorunlulukların sonucudur.
I. Hümanizm
II. Fransız İhtilali
III. Reform Hareketleri
Yukardakilerden hangileri 18. yüzyıl felsefesinin etkisiyle ortaya çıkmıştır?
Yalnız I
Yalnız II
I ve II
I ve III
II ve III
18. yüzyıl felsefesi aklın doğayı/evreni açıklayabileceği görüşüne yaslanır. Akla duyulan bu güvenin temelinde, “Düşünüyorum, o halde varım.” önermesiyle ulaşılan kesin bilgilerin kaynağında aklın olduğu iddiası vardır. Dolayısıyla gerçekliğe ve ona bağlı tüm varlıkların bilgisine akılla ulaşılabilir.
Bu parçada aşağıdaki filozoflardan hangisinin 18. yüzyıl felsefesi üzerindeki etkisi söz konusu edilmiştir?
Kant
Spinoza
Aristoteles
Descartes
Popper
“Akıl hiçbir şeyi algılayamaz, duyular hiçbir şeyi düşünemez. Bilgi ancak bunların birleşik faaliyetinden doğar.” diyen Kant, felsefe tarihi içerisindeki hangi iki görüşü uzlaştırmıştır?
Fenomenoloji - Analitik felsefe
Rasyonalizm - Empirizm
Pozitivizm - Entüisyonizm
Kritizim - Pragmatizm
Septisizm - Rasyonalizm
Hegel, varlığın kendisini ‘’Geist’’ olarak görür. Ona göre Geist aşama aşama; evren, insan, toplum; son olarak da sanat, din ve felsefeye dönüşür. Tez, antitez, sentez diyalektiği içerisinde gerçekleşen bu değişim ve dönüşüm süreçleri Geist’in yapısındaki, kendini bilmeye ve gerçekleştirmeye zorlayan çelişkiden kaynaklanır.
Bu parçadan hareketle Hegel’in varlık anlayışı hakkında aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılamaz?
Varlık olmak ile akıl özdeştir.
Tarihsel her süreç Geist’in açılımıdır.
Çatışmalar, varlığın yapısından kaynaklanır.
Bilimsellik, kendini bilmenin son aşamasıdır.
Her sentez aşaması kendi çelişkisini üretir.
Hegel’e göre deneye hiç başvurmadan sırf düşünce ile kesin bilgiye ulaşılabilir. Çünkü özne ile öznenin yöneldiği nesne aynı aklın değişik biçimleridir.
Bu görüşün temelinde aşağıdaki yargılardan hangisi bulunmaktadır?
Var olmak algılanmış olmaktır.
Düşünüyorum, o hâlde varım.
Duyumlardan geçmeyen bilgi akılda olamaz.
Tüm bilgimiz deneyle başlar, ancak deneyden doğmaz.
Akılsal olan her şey gerçek; gerçek olan her şey akılsaldır.
“Doğa, insanı iki egemen efendinin, haz ve acının hâkimiyeti altına yerleştirmiştir. Ne yapacağımızı gösterdikleri kadar ne yapmamız gerektiğini de yalnız onlar belirler. Bir yanda doğru ve yanlışın ölçütü, diğer yanda neden ve sonuçlar zinciri onların hükmüne bağlanmıştır. Her yaptığımızda, her söylediğimizde ve her düşündüğümüzde bizi yönetirler. Haz ve acıdan kaçmak için sarf ettiğimiz her çaba, sadece onları göstermeye ve onaylamaya hizmet edecektir.”
Bentham’a ait bu metinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
İnsanın etik varoluşu haz ve acıdan uzaklaşmasına bağlıdır.
İnsan belirlenmiş bir doğaya sahip değildir.
İnsan davranışlarının temelinde haz ve acı vardır.
İnsan özgürlüğünü, doğasından kaçmak için sarf ettiği çabayla gerçekleştirecektir.
İnsan eylemlerinde temel alınabilecek nesnel bir ilke yoktur.
"İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme” adlı kitabında aklın içini tamamen boşaltan ve onu sadece bir bilgi edinme yetisine indirgeyen Locke, aklın doğuştan getirdiği teorik ya da pratik hiçbir ilke bulunmadığını söyler. Zihin boş bir levhadır ve işleyeceği malzemenin temini bakımından deneyime bağlıdır.
Buna göre Locke aşağıdakilerden hangisini kabul etmemektedir?
Kesin bilgiyi
Algısal bilgiyi
Apriori bilgiyi
Tekillerin bilgisini
Bilimsel bilgiyi
"Köklü bir düşünceye sahip olan bir kimse düşüncesinin yanlış olabilmesi olasılığını ne kadar istemeden kabul etse de şunu bilmedir: Kendi fikri ne kadar doğru olursa olsun eğer tamamen, sık sık ve korkusuzca tartışılmazsa ona canlı bir gerçek değil, ölü bir dogma olarak inanılır."
19.yüzyıl filozoflarından J. S. Mill'e ait bu parçada vurgulanan temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Bir fikrin dogmalaştırılmaması o fikrin eleştirilmesine bağlıdır.
Her fikir zamanla eskiyecek ve kalıplaşacaktır.
Fikirlerin doğruluğu köklü olmasına bağlıdır.
Bazı fikirler eleştirilmeden kabul edilmelidir.
Eleştiri ölçülü ve yerinde yapılırsa yararlıdır.
18. yüzyılın ortalarına doğru İngiltere’de belirginleşen Sanayi Devrimi, öncelikle pamuk dokumacılığı sektöründe başlamıştır. Makineleşmeyle beraber pamuğun iplik hâline getirilmesi ve dokuma tezgâhlarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Buhar gücünün kullanılmasıyla tekstil alanında hızlı üretimler gerçekleştirilip ekonomik büyüme yakalanmıştır. Bilim ve sanayide yaşanan bu gelişmeler ile insanın doğaya bakışı değişmiş ve ekonomik temellere dayalı toplumsal yapılar oluşmuştur. Bu yeni durum karşısında toplumda yeni yaşam kültürleri görülmüş ve yeni oluşmuş toplumsal sınıfların mücadeleleri başlamıştır. Böylece felsefe, insan ve toplum üzerinde yeni düşünceler üretmeye başlamıştır.
Bu parçadan hareketle felsefe için aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılabilir?
Felsefe büyük ölçüde dini konulara yönelmiştir.
Bilimdeki ilerleme, felsefi gelişimi engellemiştir.
Felsefe ilk kez doğa ve evreni konu edinmiştir.
Felsefe, kilisenin tekeline geçmiştir.
Toplumsal değişimler felsefeyi etkilemiştir.
J. J. Rousseau, “Toplum Sözleşmesi” eserinde “Doğal yaşama hâlinden toplum düzenine geçiş, insanda çok önemli bir değişiklik yapar. Davranışındaki içgüdünün yerine adaleti koyar, daha önce yoksun olduğu değer ölçüsünü verir ona. Ancak ödevin sesi iç tepkilerin, hak da isteklerin yerini alınca o güne kadar yalnız kendini düşünen insan başka ilkelere göre davranmak, eğilimlerini dinlemezden önce aklına başvurmak zorunda kalır. İnsan, bu durumda doğadan sağladığı birçok üstünlüğü yitirse de öylesine büyük yararlar elde eder, yetileri öylesine işleyip gelişir, düşünceleri açılır, duyguları soylulaşır, baştan başa ruhu öylesine yükselir ki yeni durumun yarattığı kötülükler onu çoğu kez toplum öncesi durumdan da aşağı dereceye düşürmeseydi kendini bu durumdan bütün bütün çekip kurtaran ânı durmadan kutlaması gerekirdi.” demiştir.
Birey devlet ilişkisi açısından değerlendirildiğinde, bu parçadan aşağıdaki ifadelerden hangisine ulaşılamaz?
Doğal hâldeyken davranışlar içgüdüseldir.
Toplumsal düzen, adaleti zorunlu kılar.
Toplum düzeni normların oluşmasını sağlar.
Toplum düzeni insanda birçok değişim sağlar.
Doğal yaşama hâlinde akıl egemendir.
Aydınlanma, insanın dünyasını algılamada ve biçimlendirmede geleneklere bağlı kalmaktan kurtulup kendi aklı ile hayatını aydınlatmaya girişmesidir. Buna bir de Kant'ın klasikleşmiş Aydınlanma tanımını ekleyelim. Kant'a göre: "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan kurtulup aklı kullanmaya başlamasıdır". Ona göre, insan bu duruma aklın kendisi yüzünden değil, onu kullanmaması yüzünden düşmüştür çünkü insan şimdiye kadar aklını kendi başına kullanamamış, hep başkalarının kılavuzluğunu aramıştır.
Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisi aydınlanma düşüncesine uygundur?
Doğru eylem geleneklere uygun olandır.
Davranışı belirleyen otoritelerdir.
Dini kaynaklar, en önemli kılavuzdur.
Hayat, aklın kullanılması ile anlamlanır.
İnsanı mutsuz eden aklın kendisidir.
"Bütün aydınlanma filozofları gibi Voltaire de yeni bir milat peşindeydi. Ona göre felsefe, din, tarih ve siyaset yeniden yazılmalıydı. Bu yeni yazım, kilisenin, tarihin ve geleneğin gölgesinde değil saf aklın ışığında hayat bulacaktı.Victor Hugo'nun dediği gibi 18. yy. demek aynı zamanda Voltaire demekti. O, edebiyatla felsefeyi birleştirip yeni bir dil kuran tam bir aydınlanma çocuğuydu. "
Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?
Çağının fikirleri ile Voltaire'in eserleri arasında bağ yoktur.
Voltaire yalnızca bir edebiyatçıdır.
18. yy'da edebiyat felsefenin gölgesinde kalmıştır.
Bazı aydınlanma filozofları edebiyatla felsefeyi birleştirmiştir.
Voltaire'in fikirleri gelenekçi ve tutarlıdır.
