WorksheetsSıfır risk test 85 33-68 soruları Talha Uslu
Total questions: 35
Worksheet time: 2hrs 45mins
34. Eğitim dilinin İngilizce olmasının, giriş sınavlarında yüksek puan alan öğrenciler için üniversiteleri cazip kıldığı doğrudur. Ancak bu, üniversitenin kendi üstün performansıyla elde ettiği ve övünebileceği ve sürdürülebilir bir başarı değildir. İngilizce eğitim veren üniversitelerin başarılı öğrenciler tarafından tercih edilmesi, üniversite giriş sisteminin ve tercih yöntemlerinin öğrencilere dayattığı bir durumdur. Başarılı öğrencilerin gelmesi elbette önemlidir ancak bu başarının ve gelişmenin tümünü etkileyecek bir olgu değildir. Üniversite sınavlarına giren öğrencilerin çoğu, tercih ettiği üniversiteye dair yeterli ve kendi geleceği açısında önemli bir bilgiye sahip değildir. ----
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre, aşağıdakilerden hangisi getirilirse parçanın yazarı kendisiyle çelişmiş olur?
Nitekim bugün ülkemizde İngilizce eğitim veren ancak eğitim kalitesi son derece yetersiz olan üniversiteler de vardır.
İngilizce eğitim veren üniversite, nitelikli bir eğitim ortamı oluşturmamışsa bir süre sonra rekabet ortamında başarılı öğrencilerin tercih ettiği üniversite olma özelliğini de kaybetmektedir.
Eğitim dili Türkçe olduğu halde son derece başarılı ve hatta dünyadaki üniversite sıralamasında önlerde yer alan üniversitelerimiz vardır.
Esasında İngilizce yapılan eğitim öğrencilerin ufkunu genişletmekte, bilimsel gelişmeleri daha derinlemesine kavramlarını sağlamaktadır.
35. Büyükler bazen sizin sorunlarınıza nasıl cevap vermeleri gerektiği konusunda bocalayabilirler. Oysa akranlarınızla aynı dili konuştuğumuzdan bilgi paylaşımı çok daha kolay olur. Siz, iyi öğrendiklerinizi arkadaşlarınıza anlatırsınız. Onlardan da anlamadığınız konuları dinlerseniz. Böylece hem anlatarak bildiklerinizi pekiştirir hem de dinleyerek eksiklerinizi tamamlarsınız. Bu örenme yöntemini “Akran eğitimi” adı verilir. Takım çalışmanızı geliştirmenize katkıda bulunur arkadaşlarınızla “Kim daha yüksek not alacak?” yarışmasına girmenin hırpalayıcılarından kurtulmanızı sağlar. “Akran eğitiminde” herkes kendini geliştirmenin yanında arkadaşlarının gelişimine de katkıda bulunur. Akran eğitimi daha huzurlu bir sınıf ortamı sağlar. Paylaşmanın tadına varırsınız.
Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiştir?
Büyükler, niçin bazı sorulara cevap verirken bocalar?
"Akran eğitimi” sınıf içinde nasıl bir ortam sağlar?
“Akran eğitimi” nedir?
“Akran eğitiminde” öğrenciler sadece kendi eğitiminden mi sorumludur?
36. (I) Bir toplumu millet yapan, milleti bir arada tutan yapı taşı durumundaki milli kültürün en başta gelen öğelerinden biri dil, diğeri edebiyattır. (II) Ancak güzel Türkçemizi, çocuklarımızın doğru ve güzel öğrenmesi konusunda istenilen düzeyinde olmadığımızı da biliyoruz. (III) Dil ve edebiyat öğretimi konusunda teorik olarak ne tür sorunların olduğunu az çok hepimiz biliyoruz. (IV) Ancak en büyük sorun teorik olarak bilinen bu sorunlara pratikte uygulanması mümkün çözümler sunamamaktadır.
Bu parçada numaralanmış yerlerden hangisine “Çünkü dil ve edebiyat bir toplumun ortak yaşayış biçimini, zevklerini, folklorunu, sanatsal etkinliklerini vb. içerir.” Cümlesi getirilebilir?
I
II
III
IV
A
Yıllar geçmişti bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum.” dedi babası, “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün o sırrın açığa çıkma zamanı geldi. Hayatın en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı, kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti, annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu.” diye fısıldadı babası. “Ve hiç kimse annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir.”
R
Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın.” Diyordu ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğulun sorunu ilgili görüştü ve “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse organ nakli yapılabilir.” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası, “Hastaneye gidiyorsun oğlum annen ve ben sana kulaklarını verecek birisini bulduk. Ancak unutma, bu bir sır!” dedi. Operasyon çok başarılı geçti yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
I
“Bebeği mi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve yaşadıkları kasabadaki okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı. Ağlayarak “büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Diye şikâyet etti. Küçük çocuk, bu kulak eksikliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı.
37. Bu metnin ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Anne ve çocukları arasında kimsenin kavraması mümkün olmayan derin bağlar vardır.
Fiziksel engeller nedeniyle zorluk yaşayan insanlara yardımcı olmak insan olmanın gereğidir.
Bir anne-baba için hayatta çocuklarının mutluluğundan daha önemli bir şey yoktur.
Hiçbir karşılık beklenmeden yapılan iyiliklerin temelinde gerçek sevgi vardır.
A
Yıllar geçmişti bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum.” dedi babası, “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün o sırrın açığa çıkma zamanı geldi. Hayatın en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı, kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti, annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu.” diye fısıldadı babası. “Ve hiç kimse annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir.”
R
Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın.” Diyordu ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğulun sorunu ilgili görüştü ve “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse organ nakli yapılabilir.” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası, “Hastaneye gidiyorsun oğlum annen ve ben sana kulaklarını verecek birisini bulduk. Ancak unutma, bu bir sır!” dedi. Operasyon çok başarılı geçti yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
I
“Bebeği mi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve yaşadıkları kasabadaki okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı. Ağlayarak “büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Diye şikâyet etti. Küçük çocuk, bu kulak eksikliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı.
38. Bu paragraflarda anlamlı bir bütün oluşturulduğunda sıralama aşağıdakilerden hangisi olur?
A-R-I
A-I-R
I-R-A
R-I-A
A
Yıllar geçmişti bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum.” dedi babası, “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün o sırrın açığa çıkma zamanı geldi. Hayatın en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı, kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti, annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu.” diye fısıldadı babası. “Ve hiç kimse annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir.”
R
Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın.” Diyordu ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğulun sorunu ilgili görüştü ve “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse organ nakli yapılabilir.” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası, “Hastaneye gidiyorsun oğlum annen ve ben sana kulaklarını verecek birisini bulduk. Ancak unutma, bu bir sır!” dedi. Operasyon çok başarılı geçti yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
I
“Bebeği mi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve yaşadıkları kasabadaki okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı. Ağlayarak “büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Diye şikâyet etti. Küçük çocuk, bu kulak eksikliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı.
39. Bu metnin anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Betimleyici anlatım
Öyküleyici anlatım
Açıklayıcı anlatım
Tartışmacı anlatım
A
Yıllar geçmişti bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım.” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum.” dedi babası, “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil.” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün o sırrın açığa çıkma zamanı geldi. Hayatın en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı, kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti, annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu.” diye fısıldadı babası. “Ve hiç kimse annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi? Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir.”
R
Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın.” Diyordu ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğulun sorunu ilgili görüştü ve “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse organ nakli yapılabilir.” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası, “Hastaneye gidiyorsun oğlum annen ve ben sana kulaklarını verecek birisini bulduk. Ancak unutma, bu bir sır!” dedi. Operasyon çok başarılı geçti yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
I
“Bebeği mi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve yaşadıkları kasabadaki okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı. Ağlayarak “büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Diye şikâyet etti. Küçük çocuk, bu kulak eksikliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi eğer insanların arasına karışmış olsaydı.
40. Bu metnin en uygun başlığı aşağıdakilerden hangisidir?
Gerçek sevgi
Anne ve çocuk
Ailenin değeri
Fiziksel engeller
I. Cahit Sıtkı Tarancı, şiirlerinde en çok yaşama sevince ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. “Sanat için sanat” ilkesine bağlı kalmıştır. Ona göre şiir kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Ölçü ve kafiyeden kopmamakla birlikte hem ölçülü hem de serbest tarzda şiirler yazmıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.
II. Arif Nihat Asya, “toplum için sanat” anlayışıyla kaleme aldığı şiirlerinde “sanat” endişesiyle biçime de önem vermiştir. Şiirlerinin dili halk değişlerinden de yararlandığı, herkese hitap eden, son derece yalın ve açık bir dildir. Kısaca özetleyecek olursak hem hece hem aruz ölçüsünü kullanmıştır. Ölçüsüz ve kafiyesiz şiirler de yazmış, bu şiirlerinde bile iç ahengi oluşturmuştur. Kahramanlık, bayrak, vatan, millet, tarih, din, aşk ve doğa güzellikleri şiirlerinin başlıca konularıdır. Divan şiiri nazım biçimlerinden “rubai”yi sıkça kullanmıştır. Edebiyatımızda “bayrak şairi” olarak tanımlanmıştır. Halk ve divan şiiri biçimlerinin yanın da modern şiir biçimlerini de kullanmıştır.
41.Yukaridaki parçalarda söz edilen iki şairle ilgili olarak;
I. Ölçülü ve serbest tarzda şiirler yazma,
II. Açık ve yalın bir üsluba sahip olma,
III. Vatan ve kahramanlı temalı şiirler yazma,
IV. Ölüm, yaşam, yalnızlık temalı şiirler yazma
Özelliklerinden hangileri ortak değildir?
I ve II.
I ve III.
II ve IV.
III ve IV.
I. Cahit Sıtkı Tarancı, şiirlerinde en çok yaşama sevince ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. “Sanat için sanat” ilkesine bağlı kalmıştır. Ona göre şiir kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Ölçü ve kafiyeden kopmamakla birlikte hem ölçülü hem de serbest tarzda şiirler yazmıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.
II. Arif Nihat Asya, “toplum için sanat” anlayışıyla kaleme aldığı şiirlerinde “sanat” endişesiyle biçime de önem vermiştir. Şiirlerinin dili halk değişlerinden de yararlandığı, herkese hitap eden, son derece yalın ve açık bir dildir. Kısaca özetleyecek olursak hem hece hem aruz ölçüsünü kullanmıştır. Ölçüsüz ve kafiyesiz şiirler de yazmış, bu şiirlerinde bile iç ahengi oluşturmuştur. Kahramanlık, bayrak, vatan, millet, tarih, din, aşk ve doğa güzellikleri şiirlerinin başlıca konularıdır. Divan şiiri nazım biçimlerinden “rubai”yi sıkça kullanmıştır. Edebiyatımızda “bayrak şairi” olarak tanımlanmıştır. Halk ve divan şiiri biçimlerinin yanın da modern şiir biçimlerini de kullanmıştır.
42. Bu parçalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
I. Parçadaki sanatçı “sanat için sanat”, II. parçadaki sanatçı “toplum için sanat” anlayışıyla şiirler yazmıştır.
Her iki parçada da sanatçıların şiirlerinin içeriğiyle ilgili bilgi verilmiştir.
İki parçada da tanıtılan şairler hem ölçülü hem de serbest tarzda şiirler vermişlerdir.
. Parçada tanıtılan şair; şiirlerini derin, karışık, şaşırtıcı mecazlarla, hayal oyunlarıyla süslemiştir.
43. (I) Bir yazarın, her yerde ve her zaman okunabilecek evrenselliğe kavuşması için önce kendi toplumunu ve kendi çağını çok iyi yansıtması gerekir. (II) Buna önem vermeyen sanatçıların geleceğe kalması çok zordur. (III) Eski edebiyat ustalarını övmek için modern olduklarını ifade ederiz ama örneğin Dante nasıl modern olabilir? (IV) Onun yaptığı, çağını ve toplumunu bütünüyle anlayıp anlatırken insanın her çağ ve toplumda değişmeden kalan yönünü vermeyi başarmasıdır.
Bu parçada anlatılanlara ilişkin en genel yargı numaralanmış cümlelerden hangisidir?
I.
II.
III.
IV.
Bugün bir konferansa katıldım. Konusu iyilik yapmak ve iyiliğin önemiydi. Konuşmacı olan bayan, tatlı diliyle, iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğundan bahsetti. Konferans bitti, yürüyerek eve geldim ve yürüdüğüm sırada o bayanın konuşmasını düşündüm: “Biz iyiliği karşımızdakine değil, aslında kendimize yapıyoruz.” Dedi ve ilave etti: “Birine bir iyilik yaptığınız zaman beyniniz mutluluk hormonu üretir ve kendinizi mutlu ve bir tüy kadar hafiflemiş hissedersiniz. Bir tebessüm veya birinin elindeki paketleri taşımak, bir yaşlıya otobüste yer vermek karşımızdaki insanı mutlu eden küçük şeyler gibi gözükse de aslında kendi mutluluğumuza büyük katkı sağlar.” dedi. Bir örnek verdi. Amerika’da üniversite sınavını birincilikle kazanmış bir gencin hikayesini anlattı. Gence sormuşlar “Başarının sırrı nedir?” diye. Yanındaki arkadaşını göstermiş ve “Tüm başarımı bu arkadaşıma borçluyum.” demiş. Arkadaşı şaşırmış “Nasıl olur?” diye çünkü o zamana kadar birlikte ders bile çalışmamışlardı. Ve genç devam etmiş konuşmasına. Lise son sınıftaydım; hayattan zevk almayan, mutsuz ve kendini çok kötü hisseden biriydim. Bir gün okul dolaplarımdaki kitapları eve götürmeye karar verdim ve dolabımdaki kitapları aldım. Kitaplar çok olduğu için bir kısmı yere döküldü. Arkadaşım beni izliyormuş. Tatlı bir tebessümle yanıma geldi ve “Yardım edebilir miyim?” diye sordu. Meğerse aynı mahallede oturuyormuşuz. Birlikte kitapları eve götürdük sonrada maça gittik. İyi bir arkadaş olduk. İşte o gün benim tüm hayatım değişti. Arkadaşımın tebessümü beni yeniden hayata bağladı. Haydi! Bugün kendinize bir iyilik yapın ve gülümseyin hayata, yanınızdakilere ve çevrenize. Sadece çevrenizdekilerin mutluluğuna değil kendi mutluluğunuza da ne büyük katkılar sağladığınızı göreceksiniz.
44. Bu metnin ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Çevremizdeki bütün insanlarla samimi dostluklar kurmalıyız.
Birine iyilik yaparken aslında kendi mutluluğumuza katkıda bulunuruz.
Yaptıkları işte başarılı olan insanlar, mutlu olabilir.
Her insanın hayatında mutluluk ve mutsuzluk iç içedir.
Bugün bir konferansa katıldım. Konusu iyilik yapmak ve iyiliğin önemiydi. Konuşmacı olan bayan, tatlı diliyle, iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğundan bahsetti. Konferans bitti, yürüyerek eve geldim ve yürüdüğüm sırada o bayanın konuşmasını düşündüm: “Biz iyiliği karşımızdakine değil, aslında kendimize yapıyoruz.” Dedi ve ilave etti: “Birine bir iyilik yaptığınız zaman beyniniz mutluluk hormonu üretir ve kendinizi mutlu ve bir tüy kadar hafiflemiş hissedersiniz. Bir tebessüm veya birinin elindeki paketleri taşımak, bir yaşlıya otobüste yer vermek karşımızdaki insanı mutlu eden küçük şeyler gibi gözükse de aslında kendi mutluluğumuza büyük katkı sağlar.” dedi. Bir örnek verdi. Amerika’da üniversite sınavını birincilikle kazanmış bir gencin hikayesini anlattı. Gence sormuşlar “Başarının sırrı nedir?” diye. Yanındaki arkadaşını göstermiş ve “Tüm başarımı bu arkadaşıma borçluyum.” demiş. Arkadaşı şaşırmış “Nasıl olur?” diye çünkü o zamana kadar birlikte ders bile çalışmamışlardı. Ve genç devam etmiş konuşmasına. Lise son sınıftaydım; hayattan zevk almayan, mutsuz ve kendini çok kötü hisseden biriydim. Bir gün okul dolaplarımdaki kitapları eve götürmeye karar verdim ve dolabımdaki kitapları aldım. Kitaplar çok olduğu için bir kısmı yere döküldü. Arkadaşım beni izliyormuş. Tatlı bir tebessümle yanıma geldi ve “Yardım edebilir miyim?” diye sordu. Meğerse aynı mahallede oturuyormuşuz. Birlikte kitapları eve götürdük sonrada maça gittik. İyi bir arkadaş olduk. İşte o gün benim tüm hayatım değişti. Arkadaşımın tebessümü beni yeniden hayata bağladı. Haydi! Bugün kendinize bir iyilik yapın ve gülümseyin hayata, yanınızdakilere ve çevrenize. Sadece çevrenizdekilerin mutluluğuna değil kendi mutluluğunuza da ne büyük katkılar sağladığınızı göreceksiniz.
45. Bu metne göre, iyilik yapmanın iyiliği yapan kişiye asıl faydası nedir?
Karşısındakinin bir sorununu çözmesi
Çevresindeki insanların başarılı olmasına katkı sağlaması
Çevresindeki insanların mutlu olmasına katkı sağlaması
Kendi mutluluğuna katkı sağlaması
Bugün bir konferansa katıldım. Konusu iyilik yapmak ve iyiliğin önemiydi. Konuşmacı olan bayan, tatlı diliyle, iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğundan bahsetti. Konferans bitti, yürüyerek eve geldim ve yürüdüğüm sırada o bayanın konuşmasını düşündüm: “Biz iyiliği karşımızdakine değil, aslında kendimize yapıyoruz.” Dedi ve ilave etti: “Birine bir iyilik yaptığınız zaman beyniniz mutluluk hormonu üretir ve kendinizi mutlu ve bir tüy kadar hafiflemiş hissedersiniz. Bir tebessüm veya birinin elindeki paketleri taşımak, bir yaşlıya otobüste yer vermek karşımızdaki insanı mutlu eden küçük şeyler gibi gözükse de aslında kendi mutluluğumuza büyük katkı sağlar.” dedi. Bir örnek verdi. Amerika’da üniversite sınavını birincilikle kazanmış bir gencin hikayesini anlattı. Gence sormuşlar “Başarının sırrı nedir?” diye. Yanındaki arkadaşını göstermiş ve “Tüm başarımı bu arkadaşıma borçluyum.” demiş. Arkadaşı şaşırmış “Nasıl olur?” diye çünkü o zamana kadar birlikte ders bile çalışmamışlardı. Ve genç devam etmiş konuşmasına. Lise son sınıftaydım; hayattan zevk almayan, mutsuz ve kendini çok kötü hisseden biriydim. Bir gün okul dolaplarımdaki kitapları eve götürmeye karar verdim ve dolabımdaki kitapları aldım. Kitaplar çok olduğu için bir kısmı yere döküldü. Arkadaşım beni izliyormuş. Tatlı bir tebessümle yanıma geldi ve “Yardım edebilir miyim?” diye sordu. Meğerse aynı mahallede oturuyormuşuz. Birlikte kitapları eve götürdük sonrada maça gittik. İyi bir arkadaş olduk. İşte o gün benim tüm hayatım değişti. Arkadaşımın tebessümü beni yeniden hayata bağladı. Haydi! Bugün kendinize bir iyilik yapın ve gülümseyin hayata, yanınızdakilere ve çevrenize. Sadece çevrenizdekilerin mutluluğuna değil kendi mutluluğunuza da ne büyük katkılar sağladığınızı göreceksiniz.
46. Bu metne göre, üniversiteyi birincilikle bitiren gencin başarısının temelinde aşağıdakilerden hangisi vardır?
Sıkıntılı bir anında arkadaşından gördüğü bir tebessüm ve iyilik
Hayatı çok sevmesi ve hayata sıkı sıkaya bağlanması
Çevresindeki insanlara sürekli tebessüm etmesi
Çok çalışkan bir insan olması
Bugün bir konferansa katıldım. Konusu iyilik yapmak ve iyiliğin önemiydi. Konuşmacı olan bayan, tatlı diliyle, iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğundan bahsetti. Konferans bitti, yürüyerek eve geldim ve yürüdüğüm sırada o bayanın konuşmasını düşündüm: “Biz iyiliği karşımızdakine değil, aslında kendimize yapıyoruz.” Dedi ve ilave etti: “Birine bir iyilik yaptığınız zaman beyniniz mutluluk hormonu üretir ve kendinizi mutlu ve bir tüy kadar hafiflemiş hissedersiniz. Bir tebessüm veya birinin elindeki paketleri taşımak, bir yaşlıya otobüste yer vermek karşımızdaki insanı mutlu eden küçük şeyler gibi gözükse de aslında kendi mutluluğumuza büyük katkı sağlar.” dedi. Bir örnek verdi. Amerika’da üniversite sınavını birincilikle kazanmış bir gencin hikayesini anlattı. Gence sormuşlar “Başarının sırrı nedir?” diye. Yanındaki arkadaşını göstermiş ve “Tüm başarımı bu arkadaşıma borçluyum.” demiş. Arkadaşı şaşırmış “Nasıl olur?” diye çünkü o zamana kadar birlikte ders bile çalışmamışlardı. Ve genç devam etmiş konuşmasına. Lise son sınıftaydım; hayattan zevk almayan, mutsuz ve kendini çok kötü hisseden biriydim. Bir gün okul dolaplarımdaki kitapları eve götürmeye karar verdim ve dolabımdaki kitapları aldım. Kitaplar çok olduğu için bir kısmı yere döküldü. Arkadaşım beni izliyormuş. Tatlı bir tebessümle yanıma geldi ve “Yardım edebilir miyim?” diye sordu. Meğerse aynı mahallede oturuyormuşuz. Birlikte kitapları eve götürdük sonrada maça gittik. İyi bir arkadaş olduk. İşte o gün benim tüm hayatım değişti. Arkadaşımın tebessümü beni yeniden hayata bağladı. Haydi! Bugün kendinize bir iyilik yapın ve gülümseyin hayata, yanınızdakilere ve çevrenize. Sadece çevrenizdekilerin mutluluğuna değil kendi mutluluğunuza da ne büyük katkılar sağladığınızı göreceksiniz.
47. Bu metnin en uygun başlığı aşağıdakilerden hangisidir?
Başarının Sırrı
Hayatın Değeri
Bir Tebessümün Değiştirdiği Hayatlar
Yardımlaşmanın Arkadaşlık Üzerindeki Etkileri
48. Seyahat benim için yazmak kadar yaşamsal bir eylem. Dünyayı ve başka kültürleri merak edip tanımak fikri, benim gibi maceraya düşkün genç yazar için zaten baştan çıkarıcı müthiş bir motivasyondu. Ancak seyahat sırasında seyyahın aslında en çok kendisini arayıp keşfetmeye ve tanımaya başladığının zamanla farkına vardım. Hayat da kendimizi tanımak ve gerçekleştirmek için yapılan bir seyahatin adı değilse nedir zaten?
Bu parçada anlatılan aşağıdaki sorulardan hangisine yanıt olarak söylenmiştir?
Sizin için seyahat ne anlama gelmektedir?
Hangi kültürleri daha çok merak ediyorsunuz?
İlk seyahatinizi ne zaman kaleme aldınız?
Maceraya düşkün biri olduğunuzu nasıl keşfettiniz?
49. İnternet ve sosyal medya, bilinçli tüketiciler için sonsuz fırsatlar sunabiliyor artık. Mesela bir mağazada gördüğünüz bir kazağın fotoğrafını çekerek üretim bilgisine ulaşabiliyorsunuz. Hatta aynı kazağın size en yakın hangi mağazalarda kaça satıldığını da öğrenebiliyorsunuz. Bilinçli her tüketici, sadece üreticiyi terbiye etmiyor, aynı zamanda ülke ekonomisinde kaynakların daha akıllıca kullanılmasını sağlıyor. Kötü üreticiler akıllanıyor, hileli satıcılar iflas ediliyor. Bunu da ancak iyi ürün talep eden, kalite bilinci gelişmiş tüketici başarabiliyor.
Bu parçanın yazarı, ilk cümlede öne sürdüğü düşünceyi desteklemek amacıyla aşağıdakilerden hangisine başvurmuştur?
Konuyla ilgili örnek vermeye
Alıntılarla konuyu belirginleştirme
Konuyla ilgili görüşleri karşılaştırmaya
Konuyla ilgili tanımlama yapmaya
50. Sanayileşme ile birlikte insan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan ekolojik dengenin bozulmasını önlemek de elbet insanlara düşmektedir. Bu ---. Oysa günümüzde dünya enerji tüketiminin sadece %2’si rüzgâr tribünleri ile karşılanıyor. Güneş panellerinin katkısı ise çok daha azdır (%0,5’ten daha az.) küresel ısınma problemi, çok daha büyük beklenmedik felaketlere neden olabilecektir bu felaketlerden en çok etkilenecek ve zarar görecek olanlar, sera gazlarının üretiminde en az katkısı bulunan fakir ve gelişmekte olan ülkeler olacaktır.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilirse anlamsal bütünlüğe aykırılık olmaz?
sorunun tek çözümü fakir ülkelerin bir an önce zenginleşmesidir
problemin tek çözüm yolu vardır; o da fosil enerji tüketimini azaltmak yenilenebilir enerji tüketimini artırmaktır
felaketlerden kurtulmak için rüzgâr türbinleri hızla azaltılmalıdır
problemin çözümü için güneş panelleri yerine petrol ve kömürden elde edilen enerji kullanılmalıdır
51. Yola yaya olarak devam etmekten başka çarem kalmadı. Atımın, kar üstünde oluşturduğu siyah tümseğe çaresizce dönüp dönüp baktım. Soğuktan titreyen elimdeki krokiye göre bir kasabaya yaklaşmış olmam gerekiyordu. Tipi o kadar artmıştı ki değil uzağı görmek; bastığım yeri, kendimi göremiyordum. Artık yürüyemiyordum.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıda verilen yargılardan hangisi yanlıştır?
Öyküleyici anlatım kullanılmıştır.
Metin birinci kişi ağzıyla anlatılmıştır.
Hayal unsuru öğelerden yararlanılmıştır.
Farklı duyulara yer verilmiştir.
S
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden çocuk, “Yaşamaları için” yanıtını verince adam şaşkınlıkla “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var.”
L
Bir adam, sahilde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan bir çocuğa rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu çocuğun sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bunları denize atıyorsun?” diye sorar.
M
“Hepsini denize atmana olanak yok. Senin bunları denize atman neyi fark ettirecektir?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan çocuk, “----” karşılığını verir.
52. Aşağıdakilerin hangisinde bu metin bölümlerini ifade eden harfler “giriş, gelişme, sonuç” şeklinde sıralanmıştır?
S, L, M
M, L, S
L, S, M
L, M, S
S
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden çocuk, “Yaşamaları için” yanıtını verince adam şaşkınlıkla “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var.”
L
Bir adam, sahilde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan bir çocuğa rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu çocuğun sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bunları denize atıyorsun?” diye sorar.
M
“Hepsini denize atmana olanak yok. Senin bunları denize atman neyi fark ettirecektir?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan çocuk, “----” karşılığını verir.
53. Bu metnin konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Deniz yıldızlarının karaya vurması
Bir adamın sabahları sahilde yürüyüş yapması
Bir çocuğun hiçbir şeyi değiştirme gücü olmadığı için boşa giden çabaları
Yürüyüş yapan bir adam ile kıyıya vuran denizyıldızlarını denize atan bir çocuk arasında geçen diyalog
S
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden çocuk, “Yaşamaları için” yanıtını verince adam şaşkınlıkla “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var.”
L
Bir adam, sahilde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan bir çocuğa rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu çocuğun sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bunları denize atıyorsun?” diye sorar.
M
“Hepsini denize atmana olanak yok. Senin bunları denize atman neyi fark ettirecektir?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan çocuk, “----” karşılığını verir.
54. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncelerin akışına göre getirilebilecek en uygun cümle aşağıdakilerden hangisidir?
Bak, onun için çok şey fark etti.
Ben yüzemiyorum, bari o yüzsün.
Bunu yaparken ben de spor yapmış oluyorum.
Ben de farkındayım yaptığım şeyin işe yaramayacağını.
S
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden çocuk, “Yaşamaları için” yanıtını verince adam şaşkınlıkla “İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var.”
L
Bir adam, sahilde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan bir çocuğa rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu çocuğun sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bunları denize atıyorsun?” diye sorar.
M
“Hepsini denize atmana olanak yok. Senin bunları denize atman neyi fark ettirecektir?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan çocuk, “----” karşılığını verir.
55. Bu metinde anlatılmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Doğa olayları, insanların çabalarıyla değiştirilemeyecek kadar büyük ve karmaşıktır.
Çabalarımız bir problemi bütünüyle çözemese bile elimizden geleni yapmaktan vazgeçmemeliyiz.
Bazı sorunları ne kadar uğraşırsan uğraşalım çözemeyiz.
Karşılaşılan sorunlara her insanın farklı bir çözüm üretme mantığı vardır.
56. Artık gece karanlığı basmıştı. Dağların tepesinde, güneşten yalnızca bir parçacık toz ve birazcık ışık buharı kalmıştı. Geceyi dağda geçirme zorunda kalmıştım. Hiç gökyüzünü böyle derin, yıldızları bu denli parlak görmemiştim. Geceyi açıkta geçirmişseniz bilirsiniz ki herkesin uyuduğu saatlerde yalnızlığın ve sessizliğin içinden gizemli bir evren uyanır. O zaman dereler daha tiz perdeden şarkı söyler, göllerden küçücük alevler yanar. Gündüz, canlıların dünyasıdır ama gece, eşyanın cümbüşü. Alışık değilseniz bu sizi korkutur. Aşağıdaki pırıl pırıl gölden uzun ve üzüntülü bir çığlığın koptuğunu ve kıvrım kıvrım bize doğru yükseldiğini işittim. O anda, sanki işittiğimiz bu çığlığa eşlik ediyormuş gibi başlarımızın üzerinden aynı yönde bir yıldız aktı.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak
I. Anlatıma duygular katılmamıştır.
II. Birinci kişi ağızıyla anlatılmıştır.
III. İkilemelere yer verilmiştir.
IV. Kişileştirme yapılmıştır.
yargılarından hangisi söylenemez?
I.
II.
III.
IV.
Ortaokul birinci sınıftayken Türkçe öğretmenimiz yarıyıl tatilinde hepimizden bir hikâye yazmamızı istedi. Şubat tatili boyunca bir dizi polisiye romanı okumuştum. Onların da etkisiyle canımı dişime takarak kendimce eli yüzü düzgün bir öykü yazdım. Bu, yazdığım ilk öyküydü. Bir polisiye öykü. Belki de tıpkı Agatha Christie… Tatil sonunda koca sınıfta bir ben bir de Haluk diye bir arkadaşım öykü yazmıştık. Önce Haluk yazdığı öyküyü okudu. Sokağa atılmış bir köpeğin başından geçen çok dokunaklı bir öyküydü bu. Sınıftakiler Haluk’u alkışladı sonra ben öykümü okudum. Benim öyküm aslında berbat bir şeydi. Öykünün kahramanı olan adam, bir şişeyi kırarak kendini korumak için bir silaha dönüştürüyordu, daha birçok şey oluyordu ama hatırlamıyorum. Haluk’un öyküsü gerçekten bir öyküydü; o okurken bunu hissetmiş ve onu fena halde kıskanmıştım. Oysa sınıf arkadaşlarım bir “taklidi” daha çok beğendi. İçimde kalan ve yıllar sonra yazarken tekrar tekrar yaşadığım o his, yazmaya dair ilk uyanışım sayılabilir. Daha çok almayacak olsam da kıskandığım öyküyü yazmak istediğimi o zaman anlamıştım. Alkış, bir ses sonuçta; bitiyor. Oysa insanın içinde buruk bir ses kalması çok kötü.
58. Bu parçada asıl anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Önemli olan, bir yazarın ortaya koyduğu yazıların başkaları tarafından beğenilmesi değil, kendi içine sinmesidir.
Her yazarın içindeki büyük en büyük tutku, yazdıklarının bütün insanlar tarafından beğenilmesidir.
Alkışlanmaya değecek eserler ortaya koyan yazarlar, eserleriyle ölümsüzlüğü yakalar.
Alkışlanmaya değmeyecek eserler ortaya koyan yazarların ömrü başkalarını kıskanmakla geçer.
Ortaokul birinci sınıftayken Türkçe öğretmenimiz yarıyıl tatilinde hepimizden bir hikâye yazmamızı istedi. Şubat tatili boyunca bir dizi polisiye romanı okumuştum. Onların da etkisiyle canımı dişime takarak kendimce eli yüzü düzgün bir öykü yazdım. Bu, yazdığım ilk öyküydü. Bir polisiye öykü. Belki de tıpkı Agatha Christie… Tatil sonunda koca sınıfta bir ben bir de Haluk diye bir arkadaşım öykü yazmıştık. Önce Haluk yazdığı öyküyü okudu. Sokağa atılmış bir köpeğin başından geçen çok dokunaklı bir öyküydü bu. Sınıftakiler Haluk’u alkışladı sonra ben öykümü okudum. Benim öyküm aslında berbat bir şeydi. Öykünün kahramanı olan adam, bir şişeyi kırarak kendini korumak için bir silaha dönüştürüyordu, daha birçok şey oluyordu ama hatırlamıyorum. Haluk’un öyküsü gerçekten bir öyküydü; o okurken bunu hissetmiş ve onu fena halde kıskanmıştım. Oysa sınıf arkadaşlarım bir “taklidi” daha çok beğendi. İçimde kalan ve yıllar sonra yazarken tekrar tekrar yaşadığım o his, yazmaya dair ilk uyanışım sayılabilir. Daha çok almayacak olsam da kıskandığım öyküyü yazmak istediğimi o zaman anlamıştım. Alkış, bir ses sonuçta; bitiyor. Oysa insanın içinde buruk bir ses kalması çok kötü.
59. Bu metnin dil ve anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Öyküleyici anlatımdan faydalanılmıştır.
Olağan üstü durumlardan söz edilmiştir.
İkilemelere yer verilmiştir.
Anlatım deyimlerle zenginleştirilmiştir.
Ortaokul birinci sınıftayken Türkçe öğretmenimiz yarıyıl tatilinde hepimizden bir hikâye yazmamızı istedi. Şubat tatili boyunca bir dizi polisiye romanı okumuştum. Onların da etkisiyle canımı dişime takarak kendimce eli yüzü düzgün bir öykü yazdım. Bu, yazdığım ilk öyküydü. Bir polisiye öykü. Belki de tıpkı Agatha Christie… Tatil sonunda koca sınıfta bir ben bir de Haluk diye bir arkadaşım öykü yazmıştık. Önce Haluk yazdığı öyküyü okudu. Sokağa atılmış bir köpeğin başından geçen çok dokunaklı bir öyküydü bu. Sınıftakiler Haluk’u alkışladı sonra ben öykümü okudum. Benim öyküm aslında berbat bir şeydi. Öykünün kahramanı olan adam, bir şişeyi kırarak kendini korumak için bir silaha dönüştürüyordu, daha birçok şey oluyordu ama hatırlamıyorum. Haluk’un öyküsü gerçekten bir öyküydü; o okurken bunu hissetmiş ve onu fena halde kıskanmıştım. Oysa sınıf arkadaşlarım bir “taklidi” daha çok beğendi. İçimde kalan ve yıllar sonra yazarken tekrar tekrar yaşadığım o his, yazmaya dair ilk uyanışım sayılabilir. Daha çok almayacak olsam da kıskandığım öyküyü yazmak istediğimi o zaman anlamıştım. Alkış, bir ses sonuçta; bitiyor. Oysa insanın içinde buruk bir ses kalması çok kötü.
60. Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı yoktur?
Yazar, ilk öyküsünü ne zaman yazmıştır?
Yazar, arkadaşı Haluk’un öyküsünü niçin kıskanmıştır?
Yazar, ilk yazdığı öykünün kimin yazılarına benzediğini düşünmektedir?
Sınıf arkadaşları, Haluk’un öyküsünü niçin beğenmemişlerdir?
Ortaokul birinci sınıftayken Türkçe öğretmenimiz yarıyıl tatilinde hepimizden bir hikâye yazmamızı istedi. Şubat tatili boyunca bir dizi polisiye romanı okumuştum. Onların da etkisiyle canımı dişime takarak kendimce eli yüzü düzgün bir öykü yazdım. Bu, yazdığım ilk öyküydü. Bir polisiye öykü. Belki de tıpkı Agatha Christie… Tatil sonunda koca sınıfta bir ben bir de Haluk diye bir arkadaşım öykü yazmıştık. Önce Haluk yazdığı öyküyü okudu. Sokağa atılmış bir köpeğin başından geçen çok dokunaklı bir öyküydü bu. Sınıftakiler Haluk’u alkışladı sonra ben öykümü okudum. Benim öyküm aslında berbat bir şeydi. Öykünün kahramanı olan adam, bir şişeyi kırarak kendini korumak için bir silaha dönüştürüyordu, daha birçok şey oluyordu ama hatırlamıyorum. Haluk’un öyküsü gerçekten bir öyküydü; o okurken bunu hissetmiş ve onu fena halde kıskanmıştım. Oysa sınıf arkadaşlarım bir “taklidi” daha çok beğendi. İçimde kalan ve yıllar sonra yazarken tekrar tekrar yaşadığım o his, yazmaya dair ilk uyanışım sayılabilir. Daha çok almayacak olsam da kıskandığım öyküyü yazmak istediğimi o zaman anlamıştım. Alkış, bir ses sonuçta; bitiyor. Oysa insanın içinde buruk bir ses kalması çok kötü.
61. Bu parçanın yazarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Polisiye romanlar okumuş ve onların etkisinde kalmış bir öykü yazmıştır.
Bir yazarın, ortaya koyduğu öyküleri öncelikle kendisinin beğenmesi gerektiğini düşünmektedir.
Yazdığı öykülerin eşsiz ve alkışa değer olduğunu düşünmektedir.
Gerçek bir öykü yazmayı, başkalarının beğenip alkışlayacağı şeyler yazmaktan daha değerli bulmaktadır.
62. İyi konuşmasını bilen, iyi yazmasını da bilirmiş. Konuştuğumuz gibi yazmak, olacak iş midir? Yazı da hani bizim konuşmamızın ateşi? Sesimizi de kâğıt üzerinde göstere bilir miyiz? Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz. Konuşurken karşımızdakine başımızın, ellerimizin hareketleriyle sesimizin türlü yükselmeleri ve alçalmalarıyla anlatabildiğimiz şeyleri yazıyla anlatamaz, duyuramayız.
Bu parçada
I. Betimleme,
II. Tanımlama,
III. Karşılaştırma,
IV. Örneklendirme,
V. Tartışma
Anlatım biçimlerinin hangilerinden yararlanılmıştır?
I ve II.
I. ve III.
IV. ve V.
III. ve V.
63. Günümüz şairlerinin çoğu şiiri sadece duygudan ibaret zannediyor ve yanılıyorlar. Şiir de bir biçim kaygısı olmadan, söyleyişte bir incelik bulunmadan, duygu ve mananın çatısı altında teknikleri birleşmeden, şiirin sadece ilhamla ortaya çıkarabileceğini iddia etmek, gerçek şiirden ne kadar uzaklaştığımızın göstergesidir. Bugünkü şairlerin içine düştüğü durum, işte budur. Kelimelerin şiirdeki yerini ve önemini anlamazsak, Türkçenin güzelliğini yazdığımız şiirlerde duyuramazsak işimiz gerçekten de çok zordur.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada savunulan düşüncelerle çelişmektedir?
Şiirde önemli olan teknik değil, duygu ve ilhamdır.
Şiiri sadece duygudan ibaret zannetmek hatadır.
Şiirin sadece ilhamla yazılacağını zannetmek bizi gerçek şiirden uzaklaştırmaktadır.
Biçim kaygısı ve söyleyiş inceliği gerçek şiirin olmazsa olmazıdır.
64. Herhalde kitap yazan herkes için en önemli iki konu; okurun kitaba göstereceği ilgi ve kitabın okura kazandıracağı düşündüğü fikir ve faydadır. Ve tabi her şeyden önce şunu da düşünüyorum: Her kitap öncelikle yazarının sırtına çok büyük bir yük ve sorumluluk yükler. Hele kitabıyla okuyucuya bir tavsiyede bulunma, ona faydalı ve yararlı bir fikir verme iddiasındaysa bu sorumluluğun ağırlığı altında ezilmemek mümkün değil. Böyle düşünenler için her kitap yazarının sırtında çok ağır, manevi bir yüktür. Çünkü okura yararlı bildiğiniz bir şeyleri tavsiye edeceksiniz ancak her şeyden önce bunu sizin yapmanız, yaşamanız gerekir. Şayet siz bunu yapmıyor, buna rağmen tavsiye ediyor ve bir iddiada bulunuyorsanız bu çok büyük bir yük olur boynunuzda.
Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı verilmemiştir?
Yazarlar için en önemli şeyler nelerdir?
Kitaplar, yazarlara sorumluluk yükler mi?
Yazarların, okuyucularına tavsiye ettiklerini kendilerinin de yaşaması şart mıdır?
Hangi konuları ele alan yazarlar, okuyucudan daha fazla ilgi görür?
Esnemenin birçok sebebi olabilir fakat genellikle can sıkıntısı veya yorgunluk nedeniyle ortaya çıkar. Önceden daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğumuz için esnediğimiz düşünülse de bu teori çürütülmüştür. Herkes gün içinde esner ama aşırı miktarlara çıkarsa ciddi bir tıbbı durumu işaret ediyor olabilir. Altta yatan bir durum olup olmadığını öğrenmek için doktora danışılması tavsiye edilir. Esnemek, vücudun yorgunluğa verdiği doğal bir tepkidir. Ancak çok sık oluyorsa bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir. Bunların arasında insomnia, uyku apnesi ve narkolepsi yer alır. Bu hastalıklar derin ve huzurlu bir gece uykusu uyumanızı engeller ve gün içinde yorgun olursunuz, odaklanmakta sorun yaşarsınız. Uyku apnesi ve narkolepsi gibi durumların varlığını fark etmeyebilirsiniz. Gün içinde yorgunluk ve aşırı esnemeden başka bir belirti olmayabilir. Günlük aktiviteleri engelleyen kronik yorgunluk doktorunuzla görüşülmelidir. Eğer kan pompalanması ve beninize taşıdığı oksijen yeterince azalırsa senkop denilen bayılma durumları ortaya çıkabilir. Bu uzun süre ayakta durduğunuzda, aniden ayağa kalktığınızda, stresli olduğunuzda veya kendi iyi hissetmediğinizde görülebilen geçici bir durum olabilir. Fakat aynı zaman da bir kalp hastalığının işreti de olabilir. Yüksek veya düşük tansiyon kalp ritmi bozuklukları da beyne kan akışını azaltabilir. Her durumda beyin yeterince oksijen alamaz ve aşırı esnemenin de aralarında bulunduğu belirtiler gelişir normalden daha sık esniyorsanız ve baş dönmesi yaşıyorsanız doktorunuzla görüşebilirsiniz. Ana atar damardaki bir yırtık; yorgunluk ve nefes nefese kalmak gibi belirtiler verebilir. Bunlarda aşırı esnemeği artırır. Eğer esnemeye nefes almada zorluk, terleme, nabızda anormallikler, göğüs ağrısı eşlik ediyorsa bu hastalıktan şüphelenebilirsiniz.
65. Bu metnin konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Kronik yorgunluğun nedenleri
Kalp hastalıklarının nedenleri
Esnemeyi önleme yolları
Esnemenin nedenleri
Esnemenin birçok sebebi olabilir fakat genellikle can sıkıntısı veya yorgunluk nedeniyle ortaya çıkar. Önceden daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğumuz için esnediğimiz düşünülse de bu teori çürütülmüştür. Herkes gün içinde esner ama aşırı miktarlara çıkarsa ciddi bir tıbbı durumu işaret ediyor olabilir. Altta yatan bir durum olup olmadığını öğrenmek için doktora danışılması tavsiye edilir. Esnemek, vücudun yorgunluğa verdiği doğal bir tepkidir. Ancak çok sık oluyorsa bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir. Bunların arasında insomnia, uyku apnesi ve narkolepsi yer alır. Bu hastalıklar derin ve huzurlu bir gece uykusu uyumanızı engeller ve gün içinde yorgun olursunuz, odaklanmakta sorun yaşarsınız. Uyku apnesi ve narkolepsi gibi durumların varlığını fark etmeyebilirsiniz. Gün içinde yorgunluk ve aşırı esnemeden başka bir belirti olmayabilir. Günlük aktiviteleri engelleyen kronik yorgunluk doktorunuzla görüşülmelidir. Eğer kan pompalanması ve beninize taşıdığı oksijen yeterince azalırsa senkop denilen bayılma durumları ortaya çıkabilir. Bu uzun süre ayakta durduğunuzda, aniden ayağa kalktığınızda, stresli olduğunuzda veya kendi iyi hissetmediğinizde görülebilen geçici bir durum olabilir. Fakat aynı zaman da bir kalp hastalığının işreti de olabilir. Yüksek veya düşük tansiyon kalp ritmi bozuklukları da beyne kan akışını azaltabilir. Her durumda beyin yeterince oksijen alamaz ve aşırı esnemenin de aralarında bulunduğu belirtiler gelişir normalden daha sık esniyorsanız ve baş dönmesi yaşıyorsanız doktorunuzla görüşebilirsiniz. Ana atar damardaki bir yırtık; yorgunluk ve nefes nefese kalmak gibi belirtiler verebilir. Bunlarda aşırı esnemeği artırır. Eğer esnemeye nefes almada zorluk, terleme, nabızda anormallikler, göğüs ağrısı eşlik ediyorsa bu hastalıktan şüphelenebilirsiniz.
66. Bu metnin anahtar sözcükleri aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
Kronik yorgunluk, kalp hastalıkları, terleme, göğüs ağrısı
Uyku bozukluğu, günlük aktivite, nabız, gece uykusu
Esneme, kronik yorgunluk, uyku bozukluğu, sağlık sorunları
Oksijen, stres, uyku bozukluğu, beyin, odaklanma
Esnemenin birçok sebebi olabilir fakat genellikle can sıkıntısı veya yorgunluk nedeniyle ortaya çıkar. Önceden daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğumuz için esnediğimiz düşünülse de bu teori çürütülmüştür. Herkes gün içinde esner ama aşırı miktarlara çıkarsa ciddi bir tıbbı durumu işaret ediyor olabilir. Altta yatan bir durum olup olmadığını öğrenmek için doktora danışılması tavsiye edilir. Esnemek, vücudun yorgunluğa verdiği doğal bir tepkidir. Ancak çok sık oluyorsa bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir. Bunların arasında insomnia, uyku apnesi ve narkolepsi yer alır. Bu hastalıklar derin ve huzurlu bir gece uykusu uyumanızı engeller ve gün içinde yorgun olursunuz, odaklanmakta sorun yaşarsınız. Uyku apnesi ve narkolepsi gibi durumların varlığını fark etmeyebilirsiniz. Gün içinde yorgunluk ve aşırı esnemeden başka bir belirti olmayabilir. Günlük aktiviteleri engelleyen kronik yorgunluk doktorunuzla görüşülmelidir. Eğer kan pompalanması ve beninize taşıdığı oksijen yeterince azalırsa senkop denilen bayılma durumları ortaya çıkabilir. Bu uzun süre ayakta durduğunuzda, aniden ayağa kalktığınızda, stresli olduğunuzda veya kendi iyi hissetmediğinizde görülebilen geçici bir durum olabilir. Fakat aynı zaman da bir kalp hastalığının işreti de olabilir. Yüksek veya düşük tansiyon kalp ritmi bozuklukları da beyne kan akışını azaltabilir. Her durumda beyin yeterince oksijen alamaz ve aşırı esnemenin de aralarında bulunduğu belirtiler gelişir normalden daha sık esniyorsanız ve baş dönmesi yaşıyorsanız doktorunuzla görüşebilirsiniz. Ana atar damardaki bir yırtık; yorgunluk ve nefes nefese kalmak gibi belirtiler verebilir. Bunlarda aşırı esnemeği artırır. Eğer esnemeye nefes almada zorluk, terleme, nabızda anormallikler, göğüs ağrısı eşlik ediyorsa bu hastalıktan şüphelenebilirsiniz.
67. Bu metinde aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş cevap yoktur?
Esnemeye neler sebep olmaktadır?
Gün içinde yorgunluk ve odaklanamama sorunu yaşamamak için kaç saat uyumalıyız?
Normalden sık esneme ve baş dönmesi ne tür bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir?
Normalden sık esneme ve baş dönmesi ne tür bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir?
Esnemenin birçok sebebi olabilir fakat genellikle can sıkıntısı veya yorgunluk nedeniyle ortaya çıkar. Önceden daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğumuz için esnediğimiz düşünülse de bu teori çürütülmüştür. Herkes gün içinde esner ama aşırı miktarlara çıkarsa ciddi bir tıbbı durumu işaret ediyor olabilir. Altta yatan bir durum olup olmadığını öğrenmek için doktora danışılması tavsiye edilir. Esnemek, vücudun yorgunluğa verdiği doğal bir tepkidir. Ancak çok sık oluyorsa bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir. Bunların arasında insomnia, uyku apnesi ve narkolepsi yer alır. Bu hastalıklar derin ve huzurlu bir gece uykusu uyumanızı engeller ve gün içinde yorgun olursunuz, odaklanmakta sorun yaşarsınız. Uyku apnesi ve narkolepsi gibi durumların varlığını fark etmeyebilirsiniz. Gün içinde yorgunluk ve aşırı esnemeden başka bir belirti olmayabilir. Günlük aktiviteleri engelleyen kronik yorgunluk doktorunuzla görüşülmelidir. Eğer kan pompalanması ve beninize taşıdığı oksijen yeterince azalırsa senkop denilen bayılma durumları ortaya çıkabilir. Bu uzun süre ayakta durduğunuzda, aniden ayağa kalktığınızda, stresli olduğunuzda veya kendi iyi hissetmediğinizde görülebilen geçici bir durum olabilir. Fakat aynı zaman da bir kalp hastalığının işreti de olabilir. Yüksek veya düşük tansiyon kalp ritmi bozuklukları da beyne kan akışını azaltabilir. Her durumda beyin yeterince oksijen alamaz ve aşırı esnemenin de aralarında bulunduğu belirtiler gelişir normalden daha sık esniyorsanız ve baş dönmesi yaşıyorsanız doktorunuzla görüşebilirsiniz. Ana atar damardaki bir yırtık; yorgunluk ve nefes nefese kalmak gibi belirtiler verebilir. Bunlarda aşırı esnemeği artırır. Eğer esnemeye nefes almada zorluk, terleme, nabızda anormallikler, göğüs ağrısı eşlik ediyorsa bu hastalıktan şüphelenebilirsiniz.
68. Bu metinde aşağıdaki anlatım tekniklerinden hangisine başvurulmuştur?
Öyküleme
Betimleme
Açıklama
Tartışma
57. Fuat Köprülü Türk tarihi, dili ve edebiyatı alanlarının en önemli araştırmacısı “Türkoloji” adı verilen bilim dalının Türkiye’deki kurucusudur. Gerçekleştirdiği çalışmalar Batı uygarlığının temeli olan bilimsel anlayış ve yönetimi ülkemize getirmesi ve uygulanması bakımından daha büyük önem taşır. Fuat Köprülü, zengin kültür birimine sahip bir ortamda yetişti. Öğrencilik yıllarından başlayarak şiirlerinin yanı sıra art arda düz yazılar, Fransızca’dan çeviriler yayımladı. Edebiyat sevgisi, hukuk öğrenimini yarıda bırakmasına yol açtı. 1913 yılında İstanbul Üniversitesinde Trük edebiyatı dersini okutmaya başladı. O dönem Türk edebiyatı tarihini konu edinecek ancak birkaç kitap vardı. Onlar da Türklerin edebiyatı diye yalnızca Osmanlı döneminin divan edebiyatını ele almaktaydı. Zengin halk edebiyatı gibi Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki edebiyatları, İslamlıktan önceki dönemlerin ürünleri ise hiç söz konusu edilmiyordu. Bunlara kitaplarında ilk defa yer veren araştırmacı o oldu.
Bu parçada Fuat Köprülü ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Türkoloji bilim dalının kurucusu olduğu
Batılı bilimsel anlayış ve yönetimleri ülkemize getirdiğine
Sadece bilimsel araştırmalarla ilgili eserler kaleme aldığına
Türk edebiyatıyla ilgili kendisinden önce ele alınmayan konulara da kitaplarında yer verdiğine
