Search Header Logo
9.sınıf tiyatro metni

9.sınıf tiyatro metni

Assessment

Presentation

Other

9th Grade

Practice Problem

Hard

Created by

Şevval Gök

FREE Resource

10 Slides • 0 Questions

1

media
media

SINAVSIZ HAVA SAHASI

1.SAHNE

(Büyükçe bir tabelada “KOPYA HAZIRLAMA MERKEZİ” yazar. Altında “Üye olmayan giremez.” vurgusu.

Birkaç sandalye, masa. Öğrenciler kopya hazırlamakla uğraşıyor.

Leyla, bir köşede mp3 çalarına ders kitabından bölümler okuyup kaydetmekte.

Kağan, büyükçe bir kol saatinin içine ince rulo kağıt yerleştirmekte.

Burak, kaleminin çevresine kopya kağıtlarını sarmakta.

Emre, plastik su şişesinin kağıdını özenle çıkarmaya çalışmakta.

Sinan, hesap makinesine veri girmeye uğraşmakta.

Melek, bacaklarına kopya kağıtlarını bantla yapıştırmakta.

Bu uğraşılar abartılarak gülünç durumlar yaratılabilir. )

MELEK: Keşke dört bacağım olsaydı. Bu konular için iki bacak az.

KAĞAN: Hayvan olmaya razısın demek…

MELEK: Yaa, tarih sınavından geçer not almak, insanı insanlıktan çıkarıyor işte.

LEYLA: İki de protez bacak bulsak sana.

MELEK: Olur mu dersin? Ama nerden bulacağız, üstelik pahalıdır da…

LEYLA: Sinan ne yapıyorsun hesap makinesiyle? Tarih sınavına hesap makinesiyle mi hazırlanıyorsun?

SİNAN: Bu bildiğin hesap makinelerinden değil. 400 karaktere kadar veri girebiliyorum. Kendimce
şifre de oluşturdum.

BURAK: Bizi de görürsün artık.

SİNAN: Yardım etmek ya da etmemek işte bütün mesele bu! İnsan yardım eden hayvandır. Bak
doğaya yardımlaşma var mı? Yok. Mantık olarak eğer ben insansam sana yardım etmem gerekir. Ama
ben artık insanlıktan çıktığım için belki de yardım edemem.

2

media

MELEK: Hayvanlar da yardım ediyor birbirine. Bizim köpeğimiz öldüğünde yavrularını kedimiz
emzirmişti.

SİNAN: O başka şey…

MELEK: Aaa siz de her dediğime o başka şey diyorsunuz.

BURAK: Neyse ben kendi kalemime sardığım kopyalarla yetinirim artık. Sinan yardım etmek yerine bir
yığın lafla kafa şişirir. Hani kurda sormuşlar, “Neden ensen kalın?” diye. O da “Kendi kopyamı kendim
çekiyorum da onun için.” demiş.

KAĞAN: Sonunda doğruyu buldun Burak. Ben de bu saatin içinde ne varsa çıkardım, yerine
kağıtlarımı koydum. (Burak’a gösterir.) İşte kurma kolunu çeviriyorsun yazılar nazlı nazlı akıyor.

EMRE: Güzel fikir, ama bak benimki de şahane. Su şişesinin iç kısmını görüyor musun? Bak bak
kağıdın arkasına bak. Çıkabilecek soruları bir güzel döşeyip yapıştırdım.

KAĞAN: Muhteşem, hepimiz dahiyiz arkadaşlar.

LEYLA: Ben de cevapları mp3 çalarıma kaydettim. Kulaklığımı saçlarımın arasından geçirdim mi,
dünyada fark etmez hoca.

(Dışarıdan siren sesi gelir. Herkes korkuyla bir yerlere saklanır, siner.)

POLİS: (Dışarıdan) Teslim olun! Etrafınız sarıldı!

MELEK: Savaş mı çıktı?

KAĞAN: Kopyayla Savaş Derneği ihbar etmiş olabilir.

POLİS: (Dışarıdan) Kalemleri, bütün kopya malzemelerini bırakın elinizden.

SİNAN: (Dışarıya bağırarak) Yani geleceğimizi bırakmamızı mı istiyorsunuz bizden? Umudumuzu,
yarınımızı alamazsınız elimizden.

POLİS: (Dışarıdan) Laf ebeliği yapma!

MELEK: Laf ebeliği mi, o da ne demek? Sinan sen doğum mu yaptırıyorsun?

LEYLA: Saçmalama kızım ya. Azıcık kitap okusan anlarsın bu deyimleri. En basit deyimlerde bile
öküzün kulaklarını diktiği gibi kalakalıyorsun.

EMRE: Öküzün kulaklarını diktiği diye bir deyim yoktur. Öküzün trene bakması vardır.

POLİS: (Dışarıdan) Öküzün kulaklarını diktiği gibi dikilmeyin orada, kaldırın ellerinizi, içeri giriyoruz.

LEYLA: Duydun mu, varmış öyle bir deyim.

(Polis elinde silahla içeri girer.)

POLİS: Demek burada kopya hazırlıyordunuz. Ooo su şişeleri, bacağa sarılı kağıtlar, hesap makinesi,
kopya ruloları… (Leyla’ya) Allah bilir sen de mp3 çalarına kaydetmişsindir.

LEYLA: İyi de siz nerden biliyorsunuz? Burada gizli kamera mı var yoksa?

POLİS: (Gururla) Eee insan sarrafı olduk bu meslekte, olsun o kadar.

MELEK: (Korku ve telaşla) Aaa, insan ticareti mi yapıyorsunuz? Organ mafyası mısınız? Benim
böbreklerim hiç iyi çalışmaz vallahi. Hiç işinize yaramam ben, bırakın da gideyim.

3

media

BURAK: (Melek’i çeker.) Saçmalama, insan sarrafı o anlama gelmez.

POLİS: Burada sizi suçüstü yakaladık, hadi bakalım şimdi doğru karakola…

EMRE: Ama burası zaten kopya hazırlama merkezi. Suç mu bu? Bakın tabelası bile var.

POLİS: Evet suç, çünkü Sınavlar Genel Müdürlüğü’nden izin almamışsınız.

LEYLA: Bunun için izin mi alınıyor?

POLİS: Tabii onların bilgisi olmadan kopya mopya çekilemez. Ayrıca eğer bu kopyadan en az 200 kişi
yararlanmayacaksa bu ağır suçtur! Oysa siz…

MELEK: (Tek tek parmağıyla sayar.) Bir… İki… üç… dört… beş… altı… Burada 200 kişi yok.

POLİS: Evet. İşte bu yüzden şu andan itibaren tutuklusunuz.

EMRE: Peki size taş atsak…

POLİS: Ne demek istiyorsun?

LEYLA: (Çekiştirir.) Deli misin Emre? Başımızı iyice belaya mı sokmak istiyorsun?

EMRE: Hayır, tam tersi, bu durumdan sizinle birlikte kendimi de kurtarmak istiyorum. (Polis’e) Yani
acaba taş atan çocuklar yasasından yararlanabilir miyiz?

POLİS: Burada bir gösteri ve yürüyüş yok, üstelik elinizde taş da yok.

BURAK: Ben hemen gider, sokaktan toplar gelirim.

POLİS: Dalga geçmeyin! Hadi hadi yürüyün bakalım, karakola.

2.SAHNE

(Polis Karakolu, komiserin odası. Komiser, masasında kalın çalışma kitaplarına gömülmüş durumdadır.
Çocuklarla birlikte polis içeri girer. Komiser çok dalgındır onları fark etmez.)

POLİS: Bunları kopya hazırlarken yakaladık amirim.

KOMİSER: (İrkilerek ellerini havaya kaldırır.) Vallahi kopya hazırlamıyordum!

POLİS: Sizi değil amirim, bu çocukları yakaladık.

KOMİSER: (Rahatlar ve üst perdeden konuşur.) Beni yakalamak da ne demek? Zaten kopya çekmeyen
birini neden yakalayasın? Her neyse… Hangi sınav için? KPSS mi, KPDS mi? YGS, DÇS, ALS, LGS mi, LYS
mi? Hangisi?

MELEK: Hayır hayır başkomserim, biz o kadar büyük suç işlemedik.

KAĞAN: Başkomser olduğunu nerden çıkardın? Polis terfilerine sen mi bakıyorsun?

MELEK: Masasında yığınla kitap olduğuna göre başkomserdir canım.

POLİS: (Kızarak) Ne yani biz kitap okumuyor muyuz? Bunu mu demek istedin? Ayrıca başkomserim
görevde yükselme sınavına hazırlandığı için okuyor. Zamanı gelince biz de okuruz inşallah o kitapları.

LEYLA: Sınava hazırlandığına göre bize anlayışlı davranır değil mi? Ne de olsa kendisi de öğrenci
sayılır.

4

media

KOMİSER: Kendi aranızda konuşup durmayın. Hangi sınav için kopya hazırlıyordunuz bakalım?

BURAK: Tarih sınavı… (Arkadaşlarına) Yoksa coğrafya mıydı? Hangisiydi ya?

KOMİSER: Oğlum hangi sınav olduğunu bilmeden nasıl kopya hazırladın? Seni tamamen odundan mı
imal ettiler yoksa kaplama mısın?

EMRE: Bu kadar çok sınav üst üste yapılırsa tabii kafası karışır çocuğun.

KOMİSER: (Alaylı) Haa, sen de hukuk fakültesi okumak istiyorsun anlaşılan. Eh madem öyle, şimdiden
ceza yasalarını bizzat tecrübe etmende yarar var.

EMRE: Demek artık bir başka insanın hakkını savunmak için insan olmak yetmiyor. Ayrıca avukat da
olmak gerekiyor.

KOMİSER: (Polise) Bu çocuğa dikkat, kesin bazı örgütlerle bağlantısı var. Yoksa bu kadar dikbaşlı
cevap vermez.

POLİS: Üzerlerini aradık komserim. Pek öyle örgüt bağlantıları yok. Yalnızca bu dik dik konuşandan
Kedi Sevenler Derneği üyeliği çıktı.

KOMİSER: Tamam o zaman satanistlerle bağlantısı vardır.

POLİS: Ama komserim, satarnistler kedileri sevmezler ki…

KOMİSER: Biliyorum biliyorum bana genel kültür dersi mi vereceksin bir de? Sen önce satanist
demeyi öğren, satarnist ne demek?

POLİS: Özür dilerim amirim. Galiba o cümlede yüklemi de çoğul kullandım yanlışlıkla. Özne çoğul
olunca şey ettim, sandım ki yüklem de çoğul olacak…

MELEK: Öyle olması gerek zaten! Özne çoğul insansa, yüklem de çoğul olur. Değil mi Leyla?

POLİS: Ama satanistler çoğul olsa bile insan değil ki, hayvan sayılırlar. Hatta hayvandan da beterler,
onun için yüklem tekil olmalıydı.

KOMİSER: Aaa kesin be… Türkçe dersinde misiniz? Karakolda mısınız? (Polise) At hepsini
nezarete. Daha burada çözmem gereken binlerce soru var. Bir de sizinle kafamı alabora edemem.
(Kendi kendine konuşur) Bu özne yüklem uyumundan soru gelir mi acaba? Özne insan ve çoğulsa
yüklem çoğul olur. Özne insan değilse ve çoğulsa yüklem tekil olur . Saçlarım uzadılar, yanlış bir
cümledir… Doğrusu “Saçlarım uzadı.”dır. Çünkü saçlarım insan değildir.

(Polis, çocukları önüne katar ve odadan çıkar.)

KOMİSER: Üfff, ne zor bu sınavlar Allahım! Bu yaşta reva mı bana? Görevde azıcık yükselmek için dağ
kadar kitaplar devirmek zorundayım.

3.SAHNE

(Nezarette çocuklar bekleşir. Kağan omzunda ceket, elinde tespih volta atmaktadır.)

LEYLA: Ne çabuk havaya girdin Kağan! Kırk yıllık koğuş ağası gibi oldun bir anda.

KAĞAN: Hep özlediğim şeydi bu, filmlerdeki koğuş ağalarına hep özenmişimdir.

LEYLA: Daha cezaevinde değiliz canım, burası karakol.

5

media

KAĞAN: Biliyoruz be, buradan da oraya yollayacaklar nasıl olsa. Benimki antrenman.

MELEK: Nasıl kurtulacağız biz buradan?

KAĞAN: Tünel kazacağız meleğim.

MELEK: Tünel mi? Neden tünel kazalım durduk yerde?

BURAK: Solucanlar hava alsın diye.

MELEK: Solucanlar hava alamıyor mu? Ay ne fena…

EMRE: Bence kaçmak doğru bir yol değil. Üstelik suçumuz ne, kaçarsak tam suçlu oluruz.

BURAK: Suçumuz ne, ne demek? Kopya hazırlarken yakalandık ya.

EMRE: Bu, okul disiplin suçudur, ceza yasasına göre suçlu değiliz bence. Şu okul bir bitsin, çekip
gideceğim buralardan…

SİNAN:

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma

EMRE: (Alaylı) Şiir için sağol, içim açıldı.

KAĞAN: Tek kurtuluş tünel, kazıp kurtulmak ve kendimize sınavsız bir hava sahası bulmak.

LEYLA: Birincisi mümkün, ikincisi ı ıh… Ütopya

MELEK: Sınavsız hava sahası bulmak için nereye kadar kazmamız gerekecek?

EMRE: Belki kutuplara kadar.

LEYLA: Ben üşürüm oralarda.

SİNAN: Hangisi daha soğuk? Sınavlar mı kutuplar mı?

BURAK: Ben kutuplarda üşümem, sınavlar kanımı donduruyor çünkü.

EMRE: Dünyanın en uzun tüneli olacaktır.

LEYLA: Bize altın köstebek ödülü verirler artık.

SİNAN: Sonu olmayan bir tünel… Çünkü sınavsız hava sahası yoktur!

POLİS: (Elinde soru klasörü ile içeri girer.) Hey gençler! Hadi size bir müjdem var!

MELEK: Serbest miyiz?

6

media

SİNAN: Okullar bir daha açılmamak üzere kapatıldı dersen asıl müjde budur!

BURAK: Tünel haritası ve pusula mı getirdiniz yoksa?

EMRE: (Uyarı anlamında Burak’ın ayağını tekmeler.) Kes sesini!

POLİS: Sizi serbest bırakacağız, ama bir şartla…

MELEK: Ben bütün şartlara uyarım, dilek şart kipinin hikayesi ile çekim bile yapabilirim. Bakın hemen
çekeyim. Sınavdan beş alsaydım, sınavdan beş alsaydın, sınavdan beş alsaydı, sınavdan beş alsaydık,
sınavdan…(susturuluncaya kadar fiil çekimlerini sürdürecektir.)

POLİS: Biri bu saçmalayan çekim makinesini susturabilir mi?

KAĞAN: Kumandasını kaybettik komserim.

LEYLA: Bu yalnızca polis memuru, komiser değil.

KAĞAN: Olacaktır. Görevde yükselme sınavına girecek eninde sonunda.

POLİS: Kafasına vurun susar.

(Burak, Melek’in kafasına vurunca Melek fiil çekimini bırakır.)

POLİS: Size bir sınav uygulayacağız ve 50 puan alan buradan çıkacak.

BİR AĞIZDAN: Sınav mı?

EMRE: Burada kalalım daha iyi.

SİNAN: Hangisi özgürlük? Sınavlarla dolu bir dünyaya çıkmak mı? Sınavsız bir tutukevinde yaşamak
mı?

LEYLA: O halde kararımız bellidir arkadaşlar. Biz bu sınava girmeyeceğiz. Biz dışarı çıkmak
istemiyoruz. Biz kısaltmalarla adlandırılmış sınavlara girip ömrümüzü kısaltmak istemiyoruz.

(Gençlerin ses tonları gittikçe yükselecek ve slogana dönüşecektir.)

EMRE: Sınavı reddediyoruz!

KAĞAN: Tüm SS’leri silip atıyoruz.

MELEK: Çocukluğumuzu istiyoruz!

SİNAN: Sınavsız hava sahası istiyoruz!

LEYLA: Gençliğimizi istiyoruz!

BURAK: Parkları istiyoruz!

MELEK: Sinemaları istiyoruz!

SİNAN: Tiyatroları istiyoruz!

EMRE: Meydanları istiyoruz!

BURAK: Gecemizi ve gündüzümüzü istiyoruz!

EMRE: Sınavsız hava sahası istiyoruz!

7

media

4.SAHNE:

(Komiserin odası. Komiser yine ders çalışmaktadır. Polis memuru, elinde az önceki soru klasörü,
odaya girer.)

POLİS: Amirim bu çocuklar azıttılar. Hepsi anarşist gibi, terörist gibi slogan atmaya başladı.

KOMİSER: Ne istiyorlar?

POLİS: Serbest bırakmamız için girmeleri gereken sınavı reddediyorlar. İçeride kalacaklarmış.

KOMİSER: Olur mu canım? Yanlış anlamışsındır. Kim tutuklu kalmak ister ki, buraya giren herkes
dışarı çıkmak ister.

POLİS: Evet, ama bunlar istemiyor amirim.

KOMİSER: Eee ne yapacağız o zaman?

POLİS: (Seyirciye döner. Kendi kendine.) Ne bileyim ben, o kadar kitabı yalayan yutan sensin. Cevabı
yazmıyor mu kitaplarda?

KOMİSER: (Azarlayarak) Ne konuşuyorsun kendi kendine?

POLİS: En doğru kararı siz verirsiniz amirim. Ben ne diyebilirim ki?

KOMİSER: Şimdi bu çocuklar, serbestlik sınavına girip serbest kalamayacaklarına göre. Biz de sınavsız
serbest bırakamayacağımıza göre…

POLİS: Evet….

KOMİSER: Bu sınavı yapmak şart!

POLİS: Yine başa döndük. Sınava girmiyorlar amirim. Reddediyorlar.

KOMİSER: Onlar girmesin.

POLİS: Eee kim girecek?

KOMİSER: Biz…

POLİS: Biz mi, ama amirim biz tutuklu değiliz ki, biz görevliyiz.

KOMİSER: Biz neyle görevliyiz?

POLİS: Neyle mi? Eee… Şey… Kamu düzenini ve güvenliğini sağlamak…

KOMİSER: Aferin. Şimdi biz bu çocuklar için kuralları uygulamazsak yarın, öbür gün sınavdan kaçan
her çocuk, her genç karakola sığınacak ve çıkmak istemeyecek. Sınavdan böylece kurtulmaya
çalışacak. Biz işimizi mi yapacağız, bebeleri mi avutacağız?

POLİS: Haklısınız komserim, biz altısıyla baş edemiyoruz şurada.

KOMİSER: Hah! İşte, böyle bir sonuç elde etmemek için bu sınav yapılacak?

POLİS: Ama yine başa döndük komserim. Sınava girmek istemiyorlar.

KOMİSER: Onu anladık be adam. Onlar girmeyecek. Biz soruları geçer not alacak kadar yapacağız ve
sınavı çocuklara uygulamış gibi kağıtları bakanlığa yollayacağız.

8

media

POLİS: Böylece onlardan kurtulacağız. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna…

KOMİSER: (Alaylı) Maşallah, bayağı edebi söz de biliyorsun sen.

POLİS: Eh, biz de kendi çapımızda edebiyatla ilgileniyoruz amirim.

KOMİSER: İyi iyi, her neyse… İş bu kadar basit tamam mı? Abartmamak lazım, sonuçta cinayet
işlemedi bu çocuklar. Soru kağıtları yanında mı?

(Polis memuru, elindeki klasörden soru kağıtlarını çıkarır.)

POLİS: Bunlar sorular, bunlar da cevap kağıtları amirim.

KOMİSER: Hah, gel şöyle otur yanıma. Sen soruyu oku, ben cevaplayayım.

POLİS: Tamam komiserim, okuyorum, 1. soru:

“Soyu tükenmekte olan bir hayvan, soyu tükenmekte olan bir bitkiyle besleniyorsa ne yapmalı?”

KOMİSER: (Ciddi ciddi düşünür kaşınır.) Seçeneklerde ne diyor?

POLİS: A) Soyu tükenen bitkiyi çoğaltırız, hayvan da yaşar…

KOMİSER: Mantıklı, B ne diyor?

POLİS: B, Hayvanı alternatif yiyeceklere yönlendiririz.

KOMİSER: Mantıklı, C ne diyor?

POLİS: Atın ölümü arpadan olsun.

KOMİSER: Efendim? Amirinle dalga geçmeye utanmıyor musun?

POLİS: Hayır komserim, vallahi C’de öyle yazıyor.

KOMİSER: Ee… diğer seçenek?

POLİS: Hepsi…

KOMİSER: Hepsi mi, bu nasıl seçenek kardeşim?

POLİS: Amirim, bence hepsi diyelim, sınavlarda çoğu zaman doğru budur.

KOMİSER: “Atın ölümü arpadan olsun.” seçeneği de doğru öyle mi?

POLİS: Hepimiz ölümlüyüz komserim, kimse bu dünyaya kazık çakmaya gelmiyor.

KOMİSER: Orası öyle de bunun soyu tükenen hayvanla soyu tükenen bitkiyle ne ilgisi var.

POLİS: (Bilgiççe) Biri hayvan, biri bitki işte, örnek vermiş bu şıkta komserim. Atın ölümü arpadan
olsun. Yani at da ölecek, arpa da.

KOMİSER: Deli saçması bu seçenekler. Çocuklar, sınavı reddetmekte haklı bence. Ben de
reddediyorum, git kendi başına çöz!

5.SAHNE:

9

media

(Sahne ışıkları yandığında nezarethanenin boş olduğu görülür. Polis sahneye girer. Çocukları orada
farz ederek yüzü seyirciye dönük konuşur.)

POLİS: Çocuklar, hadi yine iyisiniz. Soruların hepsini sizin yerinize cevapladım. Bakanlıktan serbest
bırakılacağınıza dair yazı, yarın öbür gün gelir. Bu kıyağımı unutmazsınız artık… (Ses bekler.) İnsan bir
teşekkür eder be, gıkınız çıkmıyor.

(Arkasına döner ve kimsenin olmadığını görür.)

POLİS: Nerde bunlar? Nerdesiniz çocuklar? Kapıyı açık mı bıraktım acaba? Yoo, kilitliydi. Uçmuşlar…
Ruh olup uçmuş bunlar.

(Sahne dışına seslenir.)

Amirim! Komserim! Çocuklar yok. Çocuklar kaçmış! Toz olmuşlar, bulut olmuşlar, toz bulutu olmuşlar.
Üç harflilere karışmışlar… Çocuklar kaçmış komserim!

(Komiser telaşla, koşarak sahneye gelir.)

KOMİSER: Ne var? Ne bağırıyorsun?

POLİS: Gözaltındaki çocuklar kaçmış amirim!

KOMİSER: Nasıl kaçarlar canım! Koş, kapıdaki memura sor. Altı tane çocuğu çıkarken görmüştür
mutlaka.

(Polis koşarak çıkar sahneden. Komiser sandalye altına, masa altına, saksı altına bakarak gülünç bir
arama işi yapar.)

KOMİSER: Sahiden burada kimse yok.

POLİS: (Koşarak sahneye girer.) Hayır amirim, kapıdaki arkadaşlar, bir tane bile çocuğun çıktığını
görmemişler. Kamera kayıtlarında da yok.)

KOMİSER: Memur görmemiş, kamera görmemiş… Nasıl kaçtılar o zaman? Burada ne tünel var, ne
pencere…

(Polis memuru da tıpkı komiser gibi olmadık eşyaların altına bakar. Arama sonunda masa üzerinde bir
kağıt bulur. )

POLİS: Buldum komserim!

KOMİSER: Buldun mu? Ben niçin göremiyorum? Ya benim gözüme perde indi, ya da sen hayal
görüyorsun.

POLİS: Hayır amirim. Bakın bir mektup bırakmışlar.

(Polis memuru, mektubu komsere uzatır. Komiser, sahne önüne yaklaşarak mektubu yüksek sesle
bildiri gibi okur.)

KOMİSER:

“Biz aşağıda imzası olan altı arkadaş, bu sınav dünyasından kaçmaya karar verdik.

Tünel aramayın, havalandırmaya bakmayın, tuvalet taşını boşuna kırmayın. Biz artık ulaşamayacağınız
bir yerdeyiz. Çekin elinizi, gözünüzü ve sorularınızı üzerimden.

10

media

Eğilip içimizdeki boşluğa baktık ve okullardan, dersanelerden, özel öğretmenlerden saklanabilmiş bir
parçacık umut bulduk. O umuda sarıldık. Bizi istediğimiz yere götürecek olan odur.

Biz artık gidiyoruz.

Biz artık hiçbir yerde, hiçbir biçimde, hiçbir sınava girmek istemiyoruz.

Biz ayaklarımızı, ellerimizi, yüzlerimizi, kalplerimizi hissetmek istiyoruz.

Biz roman okumak, şiir duymak, aşık olmak istiyoruz.

Biz gerçekten boş zaman istiyoruz.

Dersanelere verilen paralarla Türkiye’yi ve dünyayı gezmek istiyoruz.

Biz sınavsız hava sahası istiyoruz.

Havadaki sınav dumanı dağılıncaya ve gökyüzü temizleninceye kadar biz yokuz!

Bizi YOK eden sizsiniz. Kişiliğimizi sınavlarınızla yok ettiniz, arkadaşlarımızı rakip ettiniz. Birlikte yol
almayı değil, öne geçmeyi öğütlediniz.

Ruhumuzu sınav kırbaçlarıyla körelttiniz.

Öyle bir gözlük taktınız ki gözümüze iyileştirmek yerine KÖR ettiniz.

Bizi sınav çarklarının içinde dişlilere ezdirdiniz. Kanımızla, etimizle yeni dersane binaları diktiniz.

Biz artık yokuz! Gidiyoruz!

Eğer bir gün dönersek sınavsız hava sahası istiyoruz.”

media
media

SINAVSIZ HAVA SAHASI

1.SAHNE

(Büyükçe bir tabelada “KOPYA HAZIRLAMA MERKEZİ” yazar. Altında “Üye olmayan giremez.” vurgusu.

Birkaç sandalye, masa. Öğrenciler kopya hazırlamakla uğraşıyor.

Leyla, bir köşede mp3 çalarına ders kitabından bölümler okuyup kaydetmekte.

Kağan, büyükçe bir kol saatinin içine ince rulo kağıt yerleştirmekte.

Burak, kaleminin çevresine kopya kağıtlarını sarmakta.

Emre, plastik su şişesinin kağıdını özenle çıkarmaya çalışmakta.

Sinan, hesap makinesine veri girmeye uğraşmakta.

Melek, bacaklarına kopya kağıtlarını bantla yapıştırmakta.

Bu uğraşılar abartılarak gülünç durumlar yaratılabilir. )

MELEK: Keşke dört bacağım olsaydı. Bu konular için iki bacak az.

KAĞAN: Hayvan olmaya razısın demek…

MELEK: Yaa, tarih sınavından geçer not almak, insanı insanlıktan çıkarıyor işte.

LEYLA: İki de protez bacak bulsak sana.

MELEK: Olur mu dersin? Ama nerden bulacağız, üstelik pahalıdır da…

LEYLA: Sinan ne yapıyorsun hesap makinesiyle? Tarih sınavına hesap makinesiyle mi hazırlanıyorsun?

SİNAN: Bu bildiğin hesap makinelerinden değil. 400 karaktere kadar veri girebiliyorum. Kendimce
şifre de oluşturdum.

BURAK: Bizi de görürsün artık.

SİNAN: Yardım etmek ya da etmemek işte bütün mesele bu! İnsan yardım eden hayvandır. Bak
doğaya yardımlaşma var mı? Yok. Mantık olarak eğer ben insansam sana yardım etmem gerekir. Ama
ben artık insanlıktan çıktığım için belki de yardım edemem.

Show answer

Auto Play

Slide 1 / 10

SLIDE