NEW
Font size
WorksheetsDENEME-2
Total questions: 40
Worksheet time: 3hrs 20mins
Dilimizin güzel eserleri saymakla bitmez. Türkçe, bin yılı aşkın bir zamandan beri. Asya'da, Avrupa'da hatta Afrika’da on binlerce eser verilen büyük bir dildir. Bu pınar hala gürül gürül akmakta ve yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde her gün pek çok eser verilmektedir.On binlerce eserin her birinde ayrı bir tat, ayrı bir zenginlik vardır.
Bu parçada geçen "gürül gürül akmak" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Yaygınlık kazanma
Kalıcı olma
Yaşama ve gelişme
Ortaklaşa kullanılma
Sınırsız olma
Anlatı kişilerinin duyguları, davranışları, gerçeğe, gerçekliğe bakışları şahinlikten uzak olunca, bu kişiler romanın kurmaca dünyasında bir gerçeklik kazanamıyor; daha doğrusu, romanın kurmaca dünyası gerçekleşemiyor.
Bu parçada geçen "bakışları şahinlikten uzak olma" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir
Çok yönlü bakma
Tüm gerçekleri görebilme
Tek boyutlu görme
Keskin bakış açısına sahip olamama
Başkalarının göremediklerini görme
Bir sanatçımız şöyle diyor: "Şimdi, yazılan öykülere bakıyorum, çok samimi söylüyorum bunu -kimseyi küçümsemiyorum- bende bir yazma düellosu uyandıracak öykü görmüyorum. O zaman kendimle mi düello edeceğim?"
Bu parçada geçen "yazma düellosu uyandıracak öykü görmeme" sözüyle yazar neyi söylemiştir?
Öykü türünde rakip tanımadığını
Kendinde öykü yazacak cesareti görmediğini
Beğendiği öykülerin az olduğunu
Öykü türünde yarışmaktan keyif aldığını
Diğer yazarlara hoşgörülü davrandığını
Sözlüklere dalmak benim için güzeldir, gramerler arasında dolaşmak da güzeldir. Fakat birkaç ciltle sınırlı sözcükler ve gramerler asla dilin kendisi değildir. Sözlükler, bir dilin bütün kelimelerini içine alsa bile nihayet bir kelimeler listesinden ibarettir. Gramerler ise bir kurallar sıralamasından başka nedir? Bir gramerde yer alan söz dizimi kurallarını sayısız örneklerle zenginleştirirsiniz. Bir sözlükte yer alan elli bin kelimeyi, sayısız örgüler içinde bir araya getirirsiniz. İşte dil bu sayısız örgü ve örneğin evrenidir.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçada geçen "dil, sayısız örgü ve örneğin evrenidir" sözüne anlamca en yakındır?
İnsan zekasını bütün pırıltıları, insan ruhunun bütün duyuşları, titreyişleri dildedir.
Dil adı verilen sınırları olmayan, sonsuz bir alemde yaşar.
Sözcükler sonsuzluğa doğru uzanan zamanda, milyonlarca örnek ve örgü içinde dili oluşturur.
Sözcükler düşünce ve duygularımızın bin bir tonunu,bin bir kalıp içinde ifade etmeye devam eder.
Dil, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış koca bir bina gibidir.
Aşağıdakilerin hangisinde verilen cümle, ayraç içindeki sözün anlamını içermemektedir?
Doğa ve insan betimlemelerinde en küçük detayları toplayıp bir araya getirin. (ayrıntıcı olmak)
Cümlelerinizi oluşturan herhangi bir sözcük yerine oturmazsa onu kullanmaktan kaçının. (titiz olmak)
Öykülerinizdeki kişiler ağlıyor, siz de onlarla göğüs geçiriyorsunuz. (hissetmek)
Betimlemelerinin lirizmi, dilinin görkemli büyüsü okuyucunun başını döndürüyor. (etkili olmak)
Birçok yazar ona hayran olmakla birlikte, onun izinden gitmeye yanaşmıyordu. (çığır açıcı olmak)
(I) Yazar, son olarak dördüncü romanını yayımladı. (ll) Yazarın ilk üç romanında görülen biçimsel özellikler bu romanda da görülüyor. (lll) Anlatıcı, bildiği gerçeklerle ilintili ayrıntıları, sık sık bir merak öğesi olarak kullanıyor; okurun ilgisini sürekli uyanık tutuyor, bu da romanın okunmasını kolaylaştırıyor. (IV) Çekilen acıları çekilmeye değer kılacak eylemlerin bulunmaması, romanın güçsüzlüğünün nedenidir. (V) Yazarın söz açtığı ya da şöyle bir sezdiriverdiği tek sorun somut yok.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden başlayarak olumsuz nitelikli eleştiriye yer verilmiştir?
I
II
III
IV
V
(I) Okuduğum hikâyenin, yazarın altıncı kitabı olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. (II) Yazar bu eserinde daha ilk sayfada ”akşam maviliği" ifadesini altı kez kullanıyor.(III) Bu eser 1986’ da yayımlanmasına rağmen hikayelerin altında yazılış tarihleri yok. (IV) Eserde, hikâye kahramanı, yengesinin çektiği telgraf üzerine, dayısının hastalığı dolayısıyla, doğup büyüdüğü Anadolu kentine gitmektedir. (V) Bu kitabın 1985'te yazıldığını kabul edersek, yazarın kurgu yönünden belirgin hatalara düştüğünü görürüz.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisi, sözü edilen yazarın hikâyesinin içeriğiyle ilgilidir?
I
II
III
IV
V
(I) Yazını bilimsel iletişimden ayıran, tek sesli, tek anlamlı olmayışıdır. (II) Dil sanatçısı, üzerlerine düşürdüğü ışıkla,verdiği ağırlıkla, sözcükleri değişik düzeylerde, birkaç arıIama gelebilecek şekilde kullanabilen kişidir. (III) Hikayeyi hikâye, romanı roman yapan, yani edebiyat eseri yapan ve diğer iletişim unsurlarından farklı kılan, anlamca çok değerliliktir. (IV) Anlamca çok değerliliği sadece sözcük düzeyinde aramamak gerek. (V) Çünkü bir metnin yalnız sözcük düzeyindeki değil, ses, cümle, cümleler bütünü düzeyinde de, bir dilsel birim, doğrudan doğruya belirttiği anlamın yanı sıra, birçok başka anlamı da sezdirebilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri anlamca birbirine en yakındır?
I. ve II.
I. ve III.
II. ve III.
III. ve IV.
III. ve V.
(I) Refik Halit Karay'ın en çok anlatılan, incelenen eseri,Memleket Hikâyeleri’dir. (II) Mustafa Baydar'la yaptığımız konuşmada kendisi de "Memleket Hikâyeleri çığır açmak bakımından bugünkü köy hikâyeciliğinin özünü teşkil eder." diyor. (III) İlk baskısı 1919'da yapılmış Memleket Hikayeleri’nin ilk baskıdaki on dört hikâyeye sonraki baskılarda dört hikâye eklenmiş. (IV) Yıllar önce okuduğum Memleket Hikâyeleri’ni yeniden okumak istemiş, kitaplığımda bulamayınca 11. baskısını almıştım. (V) Evde okumaya başlayınca, kitabın başındaki "Zorunlu Bir Açıklama" dan şu tatsız gerçeği öğrendim: "Günümüz ortaöğretim gençleri için güç kavranır duruma düştüğü için yaşamakta olduğumuz dile ılımlı bir yaklaşımla uyarlanmasına zorunluluk duyulmuştur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde yazarın kişisel görüşünü yansıtan ifade bulunmaktadır?
I
II
III
IV
V
O şiirlerini sevdiğim, ilgiyle izlediğim, şiirini bilinçle yazan,bunun için de ne yaptığını bilen bir şairdir. ”...?" diyenler olabilir. Evet var. Onların şiirleri hiçbir zaman belirli bir düzeyi sürdüremez; bir bakarsınız, ancak bir şiir heveslisinin yazabileceği kadar berbat bir şiir. Bunun için bu şairler,hep güvendikleri şiir okurlarına bakarlar; onların değerlendirmelerine göre çekidüzen verirler kendilerine; ama hepsi o kadar hesaplı ya da sağduyulu değildir. En saldırgan şairler de gene onların arasından çıkar.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Güzel olmayan şiiri hiç mi yok?
Yazdığı şiirlerin farkında olan şairler var mı?
Ne yaptığını bilmeyen şairler de mi var?
Nasıl yazdığını bilen çok şair var mı?
Güncel değerleme ölçütlerinden habersiz şairler yok mu?
(I) Yazar, yedi hikâyesinde de kadın-erkek ilişkilerini ele alıyor. (II) Bu hikâyelerin diğer bir ortak özelliği de hikâyedeki kadınların bağımsız, özgür, kural dışı, evliliğe karşı ve erkekten üstün oluşudur. (III) Bunun en önemli nedeni zannediyorum bayan olması. (IV) Yazarın hikâyelerinde en kötü yan, süslü yazma merakı. (V) Bu merak hikâyeciden anlatıcıya, anlatıcıdan hikâye kahramanlarına yayılmış.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
I. cümlede yazarın hikâyelerindeki başlıca konudan söz ediliyor.
II. cümlede yazarın ele aldığı kadın tiplerinin özellikleri dile getiriliyor.
III. cümle kendinden önceki cümlenin açıklaması durumundadır.
IV. cümlede yazarın süslü yazma arzusunun eserlerini olumsuz etkilediği dile getiriliyor.
V. cümlede yazarın meraklı ve araştırmacı yönünün esere yansıdığı belirtiliyor.
Öyle sanıyorum Türk romanının en büyük sorunu ölçüt sorunu. Türk romanını neye göre değerlendireceğiz? Bugün Batılı romancıların önlerinde kendi ülkelerinin geçmişteki dev romancıları var; ölçüt onlar. ---. O zaman Türk romanlarını roman gelişimimiz içinde değerlendirmek,yeni ortaya çıkan bir romancıyı bir Halit Ziya ile, bir Reşat Nuri ile, bir Yaşar Kemal’le karşılaştırmak bir anlam taşımıyor. Türk romanları için ayrı ölçüt, Batı romanları için ayrı ölçüt, kullanamayız artık; ikisi için de ölçüt tek ve aynı.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Bizde böyle bir şey yok
Elbette bizim edebiyatımızda büyük romancılar yetiştirmiştir
Bizde de büyük romanlar var
Yeni romancıları büyük romancılarla karşılaştırmak doğru olmaz.
Biz de benzer bir uygulama yaparak eski romancılarla karşılaştırma yapalım.
Okuyucular, olayların su yüzüne çıkmamış veya pek bilinmeyen taraflarını hatıradan öğrenirler. Bu bakımdan tanınmış bilim, sanat ve siyaset adamlarının hatıraları,dönemlerine ışık tutması, yazarı hakkındaki bilgileri tamamlaması bakımından ayrı bir önem taşır. Yalnız hatıranın yüzde yüz sağlıklı ve doğru olduğu sanılmamalıdır. Çünkü...
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
hatırada yazar, yalnızca kendi hayatını değil duyduğu, gördüğü olayları da anlatır.
hatıra yazmak için büyük bir yazar olmak gerekmez.
hatıra yazanların pek çoğu yaşadıkları olaylardan seçmeler yapıp bu olayları değiştirebilirler.
hatıra, bir kimsenin hayatını, gördüklerini veya duyduklarını anlattığı yazılardır.
hatıra sonradan yazıldığı için yazar, başka eserlerden de faydalanır.
Sözlerimiz arasında bir yer edinmiş ifadelerin anlamını doğru kavramak için sözün arka planını okumalıyız. Rastgele sözler söyleyene iyi gözle bakmayız. Fakat bir iyilik temennisi, ürün bereketi olarak avlananlara, balıkçılara "rastgele" demekten daha güzel bir kullanımı ben bilmiyorum. Başlayıp da yoluna koyduğumuz işler rast gidiyorsa,niyetlendiğimiz, başarmak için emek verdiğimiz işlerimiz rast gelirse yüzümüz gülecek dernektir. Rast "doğru" demektir. Burada bir anlam inceliğine de değinmeden geçmeyelim. Değişmeyen, sabit olan, merkezi teşkil eden kelimeniz rast. Rast gelmesinde dışarıdan içeriye, uzaktan yakına, çevreden merkeze bir hareket olduğu gibi rast gitmesinde de içeriden dışarıya, yakından uzağa ve merkezden çevreye bir hareketin varlığını kabul ediyoruz.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
Biz, doğru anlamı taşıyan "rast" kelimesini doğru kullanmıyoruz.
Doğruluklar üst üste gelsin arada bir eğrilik gözükmesin istiyoruz.
Merkeze gelimli gidimli bir ölçüyü değil doğruyu temsil eden bir ifadeyi koyuyoruz.
Niyetimiz temiz, doğru; işinizin yönü de bu doğru yolun izleyicisi olsun istiyoruz.
Biz her zaman doğrunun sözü geçsin istiyoruz.
Dilin örgüsü bozulmaz, konuşurken sözcükler düzgün söylenirse dilin tadı her zaman duyulur. "Kuzum, nerelerdeydin? Seni beklemekten dizlerime kara su indi." diyen yaşlı kadının siteminde; "Anneciğim, hani bana oyuncak alacaktın?" diyen küçük kızın sorusunda Türkçenin kendisine mahsus tadı elbette vardır. Fakat bunlar bir sanatçı kaleminde bir araya getirildiği zaman tat yoğunlaşır. Günlük hayat içinde farkına varmadığımız bu tadı, Hüseyin Rahmi’deki mahalle arası konuşmalarda, Ahmet Rasim'in satıcılarında bulursunuz.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
Dilin örgüsü hangi durumlarda bozulur?
Her konuşmadan, her yazıdan aynı tat alınır mı?
Yazı dilinin konuşma diline göre üstünlüğü nedir?
Konuşma dili mi daha yoğundur, yoksa yazı dili mi?
Konuşma dilinde dil örgüsü bozulur mu?
Bir romancı, romanını yazarken, öz yaşamından da, başkalarının yaşamından da yararlanabilir. Olağandır bu; ama romanını öz yaşam üzerine kurmaya kalkışırsa, gündelik yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın kuralları çatışır; hem başarılı bir kurgu sağlayamaz hem de roman,okuru ilgilendirmeyen bir yığın ayrıntıyla dolar. Günlük yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın ayrıntılarının o dünya içinde belirli işlevleri vardır. İşlevsel olmayan ayrıntıya yer yoktur bir romanda; oysa gündelik yaşam işlevsel olmayan ayrıntılarla doludur.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiş olabilir?
Romancı eserini kurgularken hangi kaynaklardan yararlanır?
Bir yazar romanını kurgularken öncelikle ne yapmalıdır?
Romancı eserinde tanınmış insanların hayatını anlatabilir mi?
Yazarın kendi hayatını anlattığı romanları doğru buluyor musunuz?
Kurgulanan romanda ayrıntılara ne kadar yer verilmeIidir?
Bir romancı, romanını yazarken, öz yaşamından da, başkalarının yaşamından da yararlanabilir. Olağandır bu; ama romanını öz yaşam üzerine kurmaya kalkışırsa, gündelik yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın kuralları çatışır; hem başarılı bir kurgu sağlayamaz hem de roman,okuru ilgilendirmeyen bir yığın ayrıntıyla dolar. Günlük yaşamın ayrıntılarıyla kurmaca dünyanın ayrıntılarının o dünya içinde belirli işlevleri vardır. İşlevsel olmayan ayrıntıya yer yoktur bir romanda; oysa gündelik yaşam işlevsel olmayan ayrıntılarla doludur.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiş olabilir?
Romancı eserini kurgularken hangi kaynaklardan yararlanır?
Bir yazar romanını kurgularken öncelikle ne yapmalıdır?
Romancı eserinde tanınmış insanların hayatını anlatabilir mi?
Yazarın kendi hayatını anlattığı romanları doğru buluyor musunuz?
Kurgulanan romanda ayrıntılara ne kadar yer verilmeIidir?
Sözlerimiz arasına girmiş, bir anlam kazanmış her sözcük bizimdir. Bir çırpıda tarihimizi, kaderimizi, dilimizi silenlerin çabalarından nasıl rahatsız olursak, bizimle tarihimiz,kaderimiz, dilimiz arasında bağlantı kuran her çalışmayı her sözcüğü sahiplenmemiz de şarttır. Zira geçmişimizle aramızdaki bağları koparmak bize yeni ve güzel günlerin kapısını açmaz. İrtibat kuramadığımız bir tarihin, irtibat kuramadığımız bir dilin, irtibat kuramadığımız bir medeniyetin hatta irtibat kuramadığımız bir vatanın bize ait olması söz konusu olamaz.
Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
Yabancı sözcüklerin dilden çıkarılmasından
Geçmişteki değerlere bağlanıp kalmaktan
Geçmişle irtibatın koparılmasından kurulamamasından
Başka kültürlerin etkisinde kalmaktan
Kendi kültürel değerlerini ortaya koyamamaktan
Dil ve tarih şuuru büyük tarihimizin içindeki kaderi sahiplenmekle ve bunu paylaşmakla gelişir. Birey olarak da devlet olarak da millet olarak da ortak bir kaderin ve tarihin sorumluluğunu taşımaktan kaçınırsak, hafızamızı tamamen boşaltırsak bundan sonrası için atacağımız hiçbir adımın sahici bir karşılığının bulunmayacağını görmememiz zor olmayacak demektir. Bu topraklarda kurulan yüksek bilim, kültür ve sanat devletini görmezden gelmek, dünü reddederek yarınlar için kurgu hazırlamak sonsuz bir boşluğa yönelmektir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Dil şuurunun geliştirilmesi gerektiği
Geleceğe atılacak adımlar için geçmişin iyi incelenmesi gerektiği
Bu topraklarda kurulan büyük devletin görmezden gelindiği
Dil ve tarih araştırmalarının günümüzde önemini kaybettiği
Dil ve tarihin birbirinden ayrılmayan yapısının bulunduğu
Edep, dünyada başka insanların olduğunun farkına varmaktır. Farklı düşünsek, farklı çevrelerden gelmiş olsak da karşımızdakini incitmeden ilişkilerimizi yürütmektedir edep. Ölçüyü kaybetmemek, nerede duracağını bilmektir.Edepli olmak, başkalarını rahatsız etmekten kaçınmaktır.Fakat bugün çoğumuz çağın getirdiği hızlı yaşama ayak uydurmak için farkına vararak veya varmayarak buna pek aldırmıyoruz. Zaman zaman öyle davranışlar sergiliyoruz ki hem kendimiz üzülüyoruz, hem de başkalarını üzüyoruz.
Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
Başka insanların görmezden gelinmesinden
Zaman zaman ölçünün kaybedilmesinden
Başka insanları rahatsız etmekten kaçınılmasından
Kimsenin kimseyi anlamasından
Edep kurallarının ihmal edilmesinden
Düşüncemizin de, edebiyatımızın da bu toprakların ve bu milletin ürünü olması gerekir. Bunun için önce kendimize yönelmemiz, kendimizde bir yolculuğa çıkmamız,kendimizi tanımamız şarttır. Hem bilim hem felsefe hem de edebiyat için bütün bir kültür, medeniyet ve düşünce hayatımız için kaynakları öncelikle bu topraklarda aramak isabetli olacaktır. Bize ait olmayan bizim olmayan hiçbir fikrin, sanatın, düşüncenin aramızda barınması mümkün değildir. Üstelik bizim başkasının fikrine -bizimmiş gibi-sahip çıkmamız yakışık almaz.
Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?
Kültürler arası etkileşimin zorunlu hale geldiği
Kaynak seçiminde kendi değerlerimizin kullanılması gerektiği
Bize ait olmayan sanatın sanat değeri taşımadığı
Gelişmek için başka medeniyetlerin bilinmesinin gereksiz olduğu
Kültürel gelişmede yabancı kaynaklardan mutlaka yararlanıldığı
Doğa betimlemelerinde en küçük ayrıntılara yapışmalı ve onları öyle biraraya getirmeli ki, okuduktan sonra insanlar gözünü kapayınca, bir tablo oluştursunlar. Psikolojik alanda da en iyisi başkasının ruhsal durumlarını eşelemekten kaçınmaktır. Bu durumları onun eylemlerinden çıkarmaya çalışın. İnsanları anlatırken ve okuyucuyu içlendirmek isterken, daha soğuk olmaya çalışın. Sizin öykülerinizde kişiler ağlıyor, siz de onlarla birlikte göğüs geçiriyorsunuz.Evet, soğuk olun! Cümleleriniz üzerinde çalışmıyorsunuz; çalışmak gerek. Bütün sanat burada.
Bu cümlelerle genç yazarlara öğüt veren kişinin, aşağıdakilerin hangisini söylemesi beklenemez?
Hikâye kahramanının psikolojik yapısına müdahale etmek doğru olmaz.
Tabiat tasvirlerinde küçük ayrıntılara girilmemelidir.
Acınacak insanları anlatırken onlara acımayın.
Sanatsal söyleyişler için cümle yapısını geliştirmek gerekir.
İnsanların gözü önünde canlanacak detaylı betimlemeler yapılmalıdır.
Gezi eseri, uzak bir yere gezme veya herhangi bir görevle giden kimsenin yolculuk esnasında gördüklerini, yaşadığı olaylar veya gittiği yerle ilgili gözlem ve izlenimlerini, kısaca gidilip görülen yerleri, o yerlerde yaşayan insanları,onların yaşayışlarını, örf ve adetlerini anlatan eserlerdir.Türk edebiyatında gezi türünde en meşhur eser Evliya Çelebi’nin "Seyahatname"sidir. Seydi Ali Reis’in "Miratül Memalik"i de çok tanınan eserlerdendir. Tanzimat'tan sonra bu alanda daha da bir zenginleşme görülür. Cumhuriyet döneminde ise ülkelerde gerçekten bir çeşitlenme olur. Doğal olarak eski vatan parçalarına yapılmış Seyahatlar içimizde ayrı bir burukluk doğurur.
Bu parçada ”gezi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Bizdeki en eski örneğinin Seyahatname olduğuna
Yolculukta görülen ve yaşananların anlatıldığına
Gözlem ve izlenimlerin ürünü olduğuna
Tanzimattan sonra daha çok örnek verildiğine
En çok bilinen örneklerine
Gençler niçin okumuyorlar? Kitap fiyatlarının yüksekliğinden mi? YÖK'ün getirdiği sınav sisteminin ders kitapları dışında kitap okumaya olanak vermemesinden mi? Ben daha başka bir neden düşünemiyorum: Gençler, gelecekten umudu kestikleri için okumuyorlar. 1960'tan sonra büyük bir okuma açlığı vardı gençlerin; çünkü gençler Türkiye'nin yazgısının değiştirilebileceğine, bu süreç içerisinde kendilerine düşen görevler olduğuna inanıyorlardı. Bunun için kendilerini yetiştirmek, bilgiyle donatmak istiyorlardı. 1980'den sonra her şey değişti. Zamanla umutsuzluk ve kararsızlık ortamı oluşmaya başladı.
Bu parçada belirtilenler arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
Toplumsal bir sorunu dile getirme
Soruna farklı sebepler ileri sürerek yaklaşma
Sosyal soruna çözüm üretme
Dönemler arasında karşılaştırma
Sorunun asıl nedeni üzerinde durma
Sanatçı olmayan insanlar da sözcükleri bir örgü içinde kullanırlar. Dil tek tek sözcükler değil, sözcükler arasında kurulan bu örgüdür. Dilin asıl tadına da bu örgü içinde varabiliriz. Milyonlarca insanın, yüzlerce yıl içinde her gün konuşarak ve yazarak kurduğu bu örgünün kendisi doğrudan doğruya bir sanat eseridir. Tıpkı anonim bir türkü,anonim bir destan gibi yaratıcısı belli olmayan bir sanat eseri. Milyonlarca beyinden ve ruhtan süzüldüğü için de elbette bir şaheser. Dille meydana getirilen eserler, bu bakımdan diğer sanat eserlerinden daha avantajlıdır. Şiirin,romanın, hikâyenin, denemenin kendileri birer sanat eseri olduğu gibi onları meydana getiren malzeme de bir sanat eseridir.
Bu parçada dil ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Bir şaheser olduğuna
Yaratıcısının belli olmadığına
Milyonlarca insanın konuşarak ve yazarak kurduğuna
Örgüsünün sanatçılar tarafından kurulduğuna
Sözcükler arasında kurulan bir örgü olduğuna
(I) Bütün okumaların en tehlikelisi esasen canına okumaktır. (II) Böyle olumlu ve derin anlamları olan okumak sözcüğünü olumsuz çağrışımlar ile dolaşıma sokmak bizim ayrı bir özelliğimizdir. (III) Canına okumak, karşımızdakinin bütün yaşama alanlarını iptal etmektir. (IV) Canına okumak, bizim hakkımız olduğu müddetçe, bu okuma biçimi güncelliğini ve önemini hiçbir zaman yitirmeyecektir. (V) Candan cana devredilecek, her canına okunan bir başkasının canına okumak için elinde altın bir fırsatı hazır bulmuş olacaktır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
I. cümlede nesne, belirtili isim tamlamasından oluşmuştur.
II. cümle, özne ve yüklemden oluşmuştur.
III. cümle, bileşik yapılı isim cümlesidir.
IV. cümlede zaman zarfı kullanılmıştır.
V. cümlede ilgeç kullanılmıştır.
Sanatçılar günlük dili işleyerek; eserlerine yine birçoğunu dilin içinden çıkardıkları tatlar katarak; bazen de yepyeni buluş ve örgülerle bizde bambaşka hazlar uyandırarak dilin tadına varmamızı sağlarlar. Onların eserleri ile dilimizin güzelliğini fark eder, dilimizi dana çok severiz.
Bu parçadaki numaralanmış sözcüklerden hangisi fiilimsi değildir?
I
II
III
IV
V
Türk dili ve edebiyatını bir isim ile temsil etmek, bir kalemde bütün yazı ve şiir hayatını toparlamak zordur; ama yazar veya şairi dikkate alarak dünün, bugünün ve yarının dili ve edebiyatı hakkında bilgi elde edebiliriz.
Bu cümleyle ilgi olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
Birden çok belirtisiz isim tamlaması vardır.
Yapısına göre sıralı cümledir.
İyelik eki almış sözcükler vardır.
Belgisiz sıfat kullanılmıştır.
İkinci cümlenin yüklemi çatısı bakımından etkendir.
(I) Size, eski adı ile Babıali yokuşu olan bizim yokuşu anlatacağım. (II) Gazeteler, dergiler, matbaalar bu yokuşta toplanmıştı benim gençliğimde. (III) Yokuşun alt başında Mihran Efendinin Sabah Matbaası vardı. (IV) Yokuşun üst başındaydı Ahmet Cevdet Beyin İkdam Yurdu. (V) Bir de şimdi tatlıcı olan Meserret'in yan sokağı Ebussuud Caddesinde Tercüman vardı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde ögelerin dizilişi "yüklem ve özne" biçimindedir?
I
II
III
IV
V
Gün gelir ki bir vesile ile bazı kelimeler yeniden millet nazarında bir canlılık gösterebilir, böylece o kelime için artık yeni ve güzel bir talih belirir.
Bu cümlede aşağıdakilerden hangisi yoktur?
Bağlaç görevinde kullanılmış "ki”
Niteleme ve belirtme sıfatı almış isim
Bağlaç görevinde kullanılmış ile
Yeterlik fiili
Birden çok edat
Sözcük diyerek sanki bütün anlamlarından sıyırıp sadece sesler topluluğu olarak göremeyeceğimiz, belki bir sözcüğün binlerce cümle ile izahına kalkışabileceğimiz anlamları tek bir ifadede toplayan sözcüklerimiz var.
Bu cümlede altı çizili sözcüklerin hangisinde ünlü daralması vardır?
I
II
III
IV
V
Ahmet Hamdi Tanpınar, 19'uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihinde Şinasi'nin yaşamını anlatırken şöyle diyor: "..... Ali Paşa tarafından, Reşit Paşaya mensup olduğu için bir saç kıran hastalığı yüzünden sakalını kestirmiş olması kabahat sayılarak azledildiği..."
Bu parçada numaralanmış sözlerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır?
I
II
III
IV
V
Divan şiirinden yararlanmak, halk şiirinden yararlanmak, sık sık gündeme gelen konular bunlar ... Geçen yaz Ankara'da, yeni bir kitaba çalışırken düşündürmüştü. Sonunda Divan şiirinden yaralanmak konusunda aynı konu beni uzun uzun düşündürmüştü . Sonunda Divan şiirinden yararlanmak konusunda kendimce bir sonuca vardım : "Türkçeyi çıkmazdan, yanılgılar batağından kurtarmak, aydının da halkın da anlayabileceği bir Türkçeye, Yahya Kemal'in deyişiyle, ”Türk'ün evde ve sokakta konuştuğu dile ulaşmak, bu Türkçeyle bir dil kurmak gerekir."
Bu parçada numaralanmış noktalama işaretlerinden hangisi yanlış kullanılmıştır?
I
II
III
IV
V
Yine geldi eylül, en sevdiğim ay. Bir gün gazeteciler cemiyetinde, dostlarla bir öğle yemeğinde, Tomris Uyar'a bir kızım daha olsa adın, Eylül koyardım, demiştim. Tomrisde o gün satışa çıkan kitabını bana, anımsadığıma göre,”Eylül adlı kızın babası Naci'ye" diye imzalamıştı. Sonra "Eylül" diye bir fılm yaptılar.
Bu parçada, virgülün işlevleriyle ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisine uygun bir örnek yoktur?
Ara sözleri ayırma
Özel olarak vurgulanması gereken bir ögeyi belirtme
Art arda sıralanan eş görevli sözcükleri ayırma
Tırnak içinde verilmeyen aktarma cümlelerini belirtme
Cümle ögelerini ayırma
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
Bir hat sanatında estelik ölçüler, haltatın sanatını gösterir.
Sanat eseri, göz zevkine hitap etliği gibi, bir mesajda verebilir.
Ustaya saygı göstermek, bildiklerini öğrenmek isteyenlerle paylaşmak sanatın edeplerindendir.
Sanatla uğraşmak, ebedi hayat için bir yatırım olduğu kadar dünya yaşamında da birçok faydası vardır.
Halk edebiyatları, sanat terbiyesi düşünülecek olursa klasik edebiyatlar gibi örnek olamazlar.
(I) Bizim dilimiz kaba, yaratıcı, doğrudan sonucu bildiren ifadeler yerine, edebi sanatlar yoluyla inceliği, dolaylı anlatımı temsil eder. (II) Basma kalıp ifadeler zamanla oluşan ve bir hakikati en giyinik biçiminde anlatan sözlerdir.(III) Kalıplaşmış olan deyim ve atasözlerinin çoğunda mecazlı bir söyleyiş vardır. (IV) Her ne kadar kimi çok bilmişIer bu ifadelere burun kıvırsa da bu kalıplar zamanla varlığını yitirmez. (V) Örneğin karnında bebeğini taşıyan hanımlara pat diye hamile filan denmez. (VI) "İki canlı, ağırayak, yolcusu var" gibi çok daha ince ifadeler kullanılır.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
II
III
IV
V
VI
(I) Hem esas, hem de yardımcı fiil olarak bol bol kullandığımız "yapmak" filli dilimizde en parlak dönemini yaşıyor.(Il) Yapmak sözcüğünün, Mehmet Doğan’ın sözlüğünde tam yirmi bir anlamı verilmiş. (III) Bir fiil ile neredeyse her işimizi görüyoruz. (IV) Binlerce sözcük toparlamak yerine,binlerce anlamı bir sözcükte toplamayı akla daha uygun buluyoruz. (V) Yıkmayı, bozup dağıtmayı, yok edip harap etmeyi sevmiyoruz. (VI) Yapmak, inşa etmek, meydana getirmek fikri ile çalışıyoruz.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
II
III
IV
V
VI
(I) XVII. yüzyıl metinlerinde "tartışıklı mesele" diye bir ifade geçer. (II) Bugünün sözlüğünde tartışmak; "birbirini tartmak, ölçmek" anlamındadır da gel gelelim kimse bu anlamı pek umursamaz. (III) Bizde ağız yoluyla başlayan sataşmalar el, kol, kaş, göz yardımıyla tartışmaya dönerde, bu tanışma kavgaya doğru uzarsa herkesin yükleneceği bir hesap ortaya çıkar. (IV) Milletimizin genlerine işlediğinden midir nedir, çekirdekten başlayıp, toplumun tamamını kuşatan bir tartışma alevi yakıp kavurur bizleri.(V) Televizyoncular bas bas bağırır, "tartışmanın en hası bizim kanalda" diye (Vl)
Bu parçada numaralanmış yerlerden hangisine düşüncenin akışına göre "çözüme kavuşmamış, kesin dillerle ispatı mümkün olmamış, iki tarafında kendi görüşüyle haklı çıktığı sorunlar anlamındadır bu." cümlesi getirebilir?
II
III
IV
V
VI
Bu yalının boynunu uzatmış, denize bakan ve için için bekleyen bir hali vardır. Vakarlı bir yüze benzeyen cephesinin suya akseden gölgesini ve denize doğru uzayan çıkıntılarının altındaki büyük annelerimizin sarkan katmerli gerdanlarını andırır. Desteklerini görünce, sükut içinde bir şey duymaya, bu simanın anlamını sezmeye, bu varlığın tadına ermeye koyulurdum. Zaten o zamanki yalılar bulundukları noktalara o kadar uyarlardı ki ruhlarıyla bulundukları yerler arasındaki bağlantılar neredeyse gözle sezilirdi. Öyle ki bu yalılar buralara hariçten getirilmiş malzemelerle rastgele yapılmışa değil fakat kendi özelliklerine göre bulundukları noktada ortaya çıkmışa benzerlerdi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
Örnekleme
Abartma
Karşılaştırma
Benzetme
Kişiselleştirme
Rıhtımdan yalıya mermer iki üç basamakla çıkılır, bastıkça tavanlı, mermer döşeli büyük bir avluya girilirdi. Burada birçok oda kapısı görünürdü. Bunlar hep bilmediğim yani eşiklerini bir defa bile aşmamış olduğum kapılardı. Bir boyda, bir edadaki bu kapılar hep birbirlerine bakarlar ve anladığım kadarıyla yan bakarlardı. Bu meçhul odalarda neler, kimler vardı? Bu kapılar nelere açılır, neleri örterdi?Bilmezdim. Yukarıdaki harem katı öyle geniş ve büyüktü ki bu alt kat lüzumsuz kalmış, bakımsız bir tür selamlığa dönmüştü.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Değişik cümle türleri kullanılmıştır.
Kişileştirmeye başvurulmuştur.
Açıklama yapılmıştır.
Karşılaştırma yapılmıştır.
Örnekler verilmiştir.
